|
GİRİŞ
Bedenimizin derinliklerinde meydana gelen savunma savaşını, hayret uyandıran
tüm detayları ile tanımak için önce, savunma sisteminin tam olarak ne
olduğunu, hangi üyelerden oluştuğunu bilmemiz gerekir.
Savunma sistemini kısaca, "vücudu dışarıdan gelecek tüm düşmanlara karşı
koruyan, son derece disiplinli, çalışkan ve düzenli bir ordu" olarak tanımlayabiliriz.
Bu çok cepheli savaş içinde, ön cephelerde savaşan elemanların görevi,
düşman hücrelerinin (bakteri, virüs vb.) vücuda girmesini engellemektir.
Düşman organizmaların vücuda girmeleri hiç kolay olmasa da bedeni istila
etme amaçlarına ulaşmak için mutlaka vücuda girmek için çabalarlar. Deri,
solunum ve sindirim sistemi gibi engelleri aşarak bedene girmeyi başardıklarında
ise, zorlu savaşçılar onları beklemektedir. Bu zorlu savaşçılar, kemik
iliği, dalak, timus, lenf bezleri gibi bu konuda özelleşmiş merkezlerde
üretilip eğitilirler. Savunma hücreleri diye adlandırdığımız bu savaşçılar,
fagositler, makrofajlar, lenfositler gibi elemanlardır.
İlk önce "yiyici hücreler" dediğimiz fagositler devreye girer. Onların
ardından sıra, "temizlikçi hücreler" denilen makrofajlara gelir. Her ikisi
de düşmanı adeta yutarak yok ederler. Makrofajların, olay yerine başka
savunma hücrelerini çağırmak, vücut ateşini yükseltmek gibi görevleri
de vardır. Hastalık sırasında ateşin yükselmesi son derece önemlidir.
Böylece insan kendini yorgun hisseder ve dinlenir. Vücudun savaşmak için
ihtiyaç duyduğu enerji de başka bir yere harcanmamış olur.
Eğer vücuda giren düşmanlar, fagositlerin ve makrofajların başedemeyeceği
gibi ise, sistemin baş kahramanları olan lenfositler devreye girer. Lenfositler,
B hücresi ve T hücresi olmak üzere iki türdür. Bunlar da kendi aralarında
çeşitlere ayrılırlar.
Makrofajlardan sonra savaş alanına ilk ulaşanlar yardımcı T hücreleridir
ve bunlar adeta sistemin yöneticileridirler. T hücreleri düşmanı tespit
ettikten sonra diğer hücreleri savaşmak üzere uyarırlar.
Bu uyarı üzerine öldürücü T hücreleri de kuşatma altındaki düşmanı yok
etmek için devreye girer.
B hücrelerini ise, vücudumuzun silah fabrikaları olarak isimlendirebiliriz.
Yardımcı T hücreleri tarafından uyarıldıktan sonra hemen antikor denen
silahları yapmaya başlarlar.
Baskılayıcı T hücreleri, tehlike geçtikten sonra tüm savunma hücrelerinin
faaliyetlerinin durmasını sağlarlar. Böylece savaşın gereksiz yere uzaması
engellenmiş olur.
Ancak, savunma ordusunun görevi henüz tam olarak bitmemiştir. Bellek
hücresi adı verilen savaşçı hücreler, düşmana ait bilgileri hafızalarına
alarak uzun yıllar saklarlar. Dolayısıyla aynı düşmanla tekrar karşılaşıldığında,
onu yok edebilecek bir savunmanın hazırlanması oldukça kolay olur.
Yukarıda çok kısa bir özetini verdiğimiz savunma sistemimizin detaylarında
olağanüstü olaylar gizlenmiştir. Yazıda bu olağanüstü olaylar daha önce
de belirtildiği gibi herkesin anlayabileceği bir dilde anlatılmıştır.
|