|
Önsöz
Ülkelerin, varlıklarını sürdürebilmek için en çok önem vermeleri gereken
konulardan biri "savunma"dır. Devletler, içten ve dıştan gelebilecek her
türlü tehdite ve tehlikeye karşı daima hazırlıklı olmak zorundadırlar.
Çünkü bir ülke ne kadar gelişmiş olursa olsun, eğer kendisini savunamazsa,
en ufak bir dış saldırı, en küçük bir terör hareketi o ülke için bir sonun
başlangıcı olabilir. Böyle bir tehdit karşısında bu ülkenin sahip olduğu
kaynakların, teknolojinin ve ekonomik gücün pek bir önemi kalmaz. Eğer
ülke kendi kendini savunmaktan aciz ise varlığını devam ettiremez.
Bu nedenle ülkeler maddi gelirlerinin oldukça önemli bir kısmını savunmaya
ayırırlar. Ordularını en ileri teknolojiye sahip araç ve gereçlerle, silahlarla
donatarak ve askerlerinin eğitimlerine büyük bir özen göstererek, ülke
savunmalarını en üst seviyede tutarlar.
Aynı durum bireyler için de geçerlidir. Onlar da yaşamlarını sağlıklı
ve huzur içinde devam ettirebilmek için, kendi savunmalarına önem vermek
zorundadırlar. Canlarını ve mallarını gerek hırsızlık, cinayet gibi tehlikelere,
gerekse kaza, yangın, deprem, su baskını gibi afetlere karşı sürekli korumak
zorundadırlar.
Ancak insanların göremedikleri, çoğu zaman farkında bile olmadıkları
düşmanları da vardır. Üstelik bu düşmanlar diğerlerinden çok daha büyük
tehlike oluştururlar. Bunlardan korunabilmek için de ciddi tedbirlere
ihtiyaç vardır.
Peki kimdir insanları her an tehdit eden bu düşmanlar?
Bunlar, soluduğumuz havada, içtiğimiz suda, yediğimiz yemekte, evimizde,
işimizde kısacası hayatımızı geçirdiğimiz her yerde bulunan bakteri, virüs
ve bunlara benzer mikroskobik canlılardır.
Ancak ne ilginçtir ki, çevremizde bize karşı böyle büyük bir tehlike
var olmasına rağmen, biz bunlardan korunmak için hiçbir çaba sarfetmeyiz.
Çünkü bunu bizim adımıza ve bize hissettirmeden yapan, bizi ustaca koruyan
bir sistem vardır: "Savunma sistemi".
İnsan bedeninin en önemli ve şaşırtıcı sistemlerinden biri olan savunma
sistemi, son derece hayati bir görevi üstlenmiştir. İnsan farkında olsa
da olmasa da bu sistemin tüm elemanları tıpkı bir ordu gibi onun bedenini
korurlar. Bakteri, virüs ve benzeri kimlikteki istilacılara karşı vücudu
savunan savunma hücreleri, olağanüstü yeteneklere sahiptirler. Bu hücrelerin
vücut içerisinde verdikleri savaş sırasında gösterdikleri zeka, gayret
ve fedakarlık örnekleri, bunları öğrenen her insanı hayrete düşürecek
niteliktedir.
Her insan hastalanmasına sebep olan şeyin ne olduğunu, bunun nasıl tüm
bedenini etkisi altına alabildiğini, neden ateşinin yükseldiğini, halsiz
düştüğünü, kemiklerinin, eklem yerlerinin ağrıdığını ve vücudunda ne gibi
bir faaliyetin yürütüldüğünü bilmek ister.
Bu yazıdaki asıl gaye de, insanı böylesine düzenli, disiplinli bir ordu
ile koruyan sistemin nasıl var olduğu ve ne şekilde çalıştığı üzerinde
durmaktır.
Bu iki nokta bizi çok önemli sonuçlara götürecektir. İlk olarak Allah'ın
yaratmasındaki benzersizliğe ve mükemmelliğe beraber şahit olacağız. İkinci
olarak ise, evrim teorisi gibi hiçbir geçerliliği olmayan batıl bir inancın,
kendi mantığı içinde bile nasıl çelişkiler taşıdığını, bu batıl inancın
ne kadar çürük temellere oturtulduğunu göreceğiz.
Ancak bu konuya geçmeden önce önemli bir noktayı daha belirtmekte fayda
var: Savunma sistemi ile ilgili okuyacağınız kitaplarda sık sık karşılaşacağınız
bazı ifadeler olacaktır:
"Bunun nasıl olduğunu henüz bilemiyoruz…"
"Nedeni hala bilinmiyor…"
"Konu ile ilgili araştırmalar hala devam ediyor…"
"Bir teoriye göre...."
Bu cümleler aslında önemli birer itiraftır. Bu, 21. yüzyıla giren insanın,
sahip olduğu bütün teknoloji ve bilgi birikimine rağmen, küçücük hücrelerin
başardıkları mucizevi işlerin karşısında düştüğü acizliğin itirafıdır.
Bu mikro canlıların yaptıkları işler öylesine mükemmel detaylarla doludur
ki, insan aklı, bu kurulu sistemin ayrıntılarını anlamada bile yetersiz
kalmaktadır. Çünkü savunma sisteminde insanın kavrayamadığı bir akıl gizlidir.
Bu yazıyı okudukça, gerek hücrelerinizde gerekse vücudunuz ile ilgili
diğer detaylarda gizlenen bu aklın ne kadar yüksek bir akıl olduğuna şahit
olacak, dolayısıyla bunun ancak üstün bir "Yaratıcı"nın aklı olduğu gerçeğini
göreceksiniz.
Belki bilim birkaç yüzyıl sonra, savunma sistemine ait tüm sırları çözebilir,
hatta bu hücrelerin yaptığı herşeyi taklit ederek, benzer bir sistemi
suni olarak elde edebilir. Kuşkusuz bu olay, en iyi şekilde eğitim görmüş,
uzman kişiler tarafından, ileri teknolojinin ürünü olan birçok alet ve
aygıtın biraraya toplandığı son derece gelişmiş bir laboratuvarda, kontrollü
işlemler sonucunda oluşacaktır. Ancak burada bir nokta çok önemlidir:
Böyle bir şeyin başarılması, evrim teorisinin geçersizliğini bir kez daha
gözler önüne serecek, böyle bir sistemin tesadüfen oluşamayacağını ispatlayacaktır.
Ayrıca, günümüz için savunma sistemine benzer bir sistemin kurulabilmesi
ihtimali oldukça uzaktır. Bugün bilim adamları savunma sisteminin ardındaki
sırları çözmeye başladıkça, karşılaştıkları manzara karşısında hayrete
düşmektedirler. Çünkü bulunan yanıtlar, başka birçok soruyu da beraberinde
getirmekte, hücredeki akıl ve şuur gittikçe daha fazla gözler önüne serilmektedir.
Dolayısıyla, gerek savunma sisteminin gerekse vücut içindeki diğer tüm
sistemlerin, evrim teorisinin iddia ettiği gibi tesadüflerle aşama aşama
gelişmeyecekleri de gün ışığına çıkmaktadır.
Yazının amacı; bir taraftan sizleri içinizdeki bu cesur savaşçılarla
tanıştırırken, diğer yandan da akıllara durgunluk veren bu sistemin özel
bir yaratılış delili olduğunu ortaya koymaktır. Bu konu ile ilgili olarak
evrim teorisinin kurguladığı senaryoların nasıl teker teker çöktüğünü
ve gerçekler karşısında nasıl anlamsız hale geldiğini göreceğiz. Bu sebeple
burada özellikle vurgulanmaya çalışılan konu, savunma sisteminin pek çok
biyoloji ya da tıp kitabında rahatlıkla bulabileceğiniz biyolojik detayları
değil, sistemin mucizevi yönüdür. yazıda anlatılanları, 7'den 70'e her
yaşta, her meslekte insanın rahatlıkla kavrayabilmesi için, biyolojik
ve fizyolojik terimlerin kullanılmasından mümkün olduğunca kaçınılmıştır.
Asıl konuya geçmeden önce hatırlatmak gerekir ki, şu an bile, çevrenizdeki
mikroplardan etkilenmeden bu yazıyı rahatça okuyabilmenizi savunma sisteminize
borçlusunuz. Eğer vücudunuzda bir savunma sistemi bulunmasaydı, bu yazıyı
hiçbir zaman okuyamayacak, hatta okuma yazma öğrenecek yaşa bile gelemeden
hayata veda edecektiniz.
|