|
Görüntünün Oluşumu ve Görme
Göz
beynin dış dünyaya açılmasını sağlayan bir penceredir. Ancak görme duyusunun
oluşumunda göz yalnızca bir aracıdır. Görmenin gerçekleştiği yer ise çok
daha derinde, beynin içinde gizlidir.
Önce görmenin hangi aşamalar sonucunda gerçekleştiğini
hatırlayalım. Göze gelen ışık ışınları korneadan, gözbebeğinden ve ardından
da mercekten geçer. Saydam tabakanın bükümlü üst yüzeyi ve mercek, ışınları
kırar ve nesnenin (resmin) görüntüsü ters çevrildikten sonra retinaya ulaşır.
Işığa duyarlı hücreler (reseptörler; koni ve çubuk hücreler) ışığı elektrik
sinyallerine çevirir ve sinir uçlarına uyarı olarak yollarlar. Retinadan
gelen görüntü orjinaline göre başaşağı durumda ve ters taraftadır. Ancak
beyin yeniden yorum yaparak görüntünün düz olmasını sağlar. Bu elektriksel
uyarılar beyne nesnenin çeşidi, büyüklüğü, rengi, uzaklığı hakkında haber
götürürler ve tüm bu dizi işlemler saniyenin onda biri kadarlık bir sürede
gerçekleşir.16
Görme gerçekleşirken bir saniyede meydana gelen işlem
sayısı şu an mevcut hiçbir bilgisayarın yapamayacağı kadar yüksektir.
Bu kadar hızlı olmasının yanısıra görmenin en şaşırtıcı ve mucizevi yanı
ağ tabakaya düşen ters görüntünün beynin optik merkezinde düzeltilmesidir.17
BEYNİN GÖRMEDEKİ ROLÜ
Lens tarafından retinada odaklanan görüntü elektrik
sinyallerine dönüştürüldükten sonra saniyenin binde biri gibi bir zaman
diliminde, optik sinirler aracılığıyla beyne ulaştırılır. Her iki gözden
ayrı ayrı elde edilen sinyaller, bakılan cisme ait bütün özellikleri içerir.
Beyin de iki gözden gelen görüntüleri tek bir görüntü halinde birleştirir.
Nesnenin biçimini ve rengini ayırt eder, ne kadar uzakta olduğunu saptar.
Kısacası nesneleri gören göz değil beyindir.18
Gözlerden gelen elektrik sinyalleri beynin arka kabuğunda yer alan primer
görme alanına ulaşır. Bu merkez 2.5 milimetre kalınlığında ve birkaç santim
genişliğindedir. Altı tabaka halinde yüz milyon nöron (sinir hücresi)
içerir. Uyarı önce dördüncü tabakaya gelir, burada analiz edildikten sonra
diğer tabakalara dağılır. Bu merkezde her nöron bin kadar nörondan uyarı
alır ve bin kadar nörona uyarı gönderir. Şuursuz bir hücrenin doğuştan
bin farklı hücre ile bilgi alışverişi yapabilecek bağlantılara sahip olması
ve işlem yapabilmesi elbette tesadüflerin sonucunda kazanılmış özellikler
değildir. Hücreler bu özellikleri ile birlikte yaratılmışlardır.
(Şekil 2.1) Görme, gözde değil beyinde oluşur.
Göz yalnızca beyne elektrik sinyalleri gönderen bir aracıdır. Tıpkı
bir kameranın görüntüyü sinyaller halinde televizyon ekranına aktarması
gibi. Fakat bu görüntü ancak televizyon ekranına bakan biri olduğunda
anlam kazanır. Bakan-gören biri olmazsa televizyonda oluşan görüntünün
hiçbir anlamı olmaz. Burada önemli olan nokta, gözden beyne elektrik
sinyalleri gönderilmesi ve beyinde bir görüntünün oluşması değildir.
Önemli olan beyinde oluşan görüntüyü kimin-neyin-gördüğüdür. "Bakan"
ve "gören" göz olamaz, çünkü göz yalnızca bir aracıdır. Gören, beynin
kendisi de olamaz, o da yapısı yağ ve protein olan bir "et"tir ve
o yalnızca elektrik şifrelerinin çözümlendiği bir ekran gibidir. Göz
ve beyin hücrelerden, bu hücreler şuursuz atomlardan oluşmuştur. O
halde şu soru büyük önem kazanmaktadır. Beyinde oluşan görüntüye "bakan"
ve görüntüyü "gören" kimdir? |
Son derece gelişmiş bir bilgisayar gibi çalışan beyin aslında tıpkı
diğer organlar gibi milyonlarca küçük hücreden oluşmuş bir canlılar topluluğudur.
İnsan beyninin yüzeyinde her milimetrekarede 100.000 dolayında sinir hücresi
bulunur. Beyinde toplam olarak yaklaşık 10.000.000.000 (10 milyar) sinir
hücresi vardır. Yani beyin 10 milyar küçük canlının oluşturduğu bir organdır.
Bu canlılardan bir kısmı gözden gelen mesajları yorumlayarak, birbirleri
ile koordinasyon halinde görme olayını gerçekleştirirler.İlerleyen sayfalarda
görmenin daha detaylı teknik ayrıntılarına değinilecektir. Hangi tip hücrelerin
gelen sinyalleri nerelere dağıttığı, görme merkezinde kaç hücre bulunduğu
gibi bilgiler...
Bu bilgiler beynin temel çalışma prensiplerini tarif eder.Göz dibinde
ışık ışınlarının odaklanması, bu ışınları elektrik sinyallerine çeviren
mükemmel bir sistemin varolması, her iki gözde oluşturulan elektrik sinyallerinin
beynin belirli bölümlerine aktarılması, her iki gözden gelen sinyallerin
birbirleriyle çakıştırılması ve buna benzer pek çok karmaşık ara işlem,
görme olayının yalnızca fiziksel ve teknik yönünü oluşturur. Ancak bütün
bu teknik ayrıntılar hiçbir zaman olayın metafizik sonucunu, yani bu işlemlerin
nasıl olup da "görüntü" denen soyut bir kavram olarak algılandığını, algılanan
bu görüntünün "kim" tarafından bilinçli bir şekilde yorumlanıp anlam kazandığını
açıklayamazlar. Ancak şuuru açık ve önyargısız düşünebilme kabiliyetine
sahip olan bir kişi, görme olayında fiziğin sınırlarının çoktan aşıldığını
ve metafizik bir boyuta girildiğini farkeder.
Çok önemli sırları gizleyen bu konuyu daha kapsamlı olarak incelemek
üzere şimdilik bir kenara bırakalım ve mevcut sistemin yaratılışı ve işleyişindeki
mucizeleri incelemeye devam edelim. Yalnız bütün bu teknik ayrıntılar
okunurken unutulmaması gereken, bu olağanüstü özelliklere sahip olmak
için hiçbir şey yapmamış olmanızdır. Yine unutulmaması gereken, bu kusursuz
sistemin anne karnındaki tek bir hücrenin bölünmesi sonucunda meydana
gelmiş olması ve anlatılan bütün olayların siz bu yazıyı okurken de sizin
kontrolünüz dışında süratle devam etmesidir. Detaylara inildikçe, böyle
bir sistemin tesadüfen, kendisini yaratan bir akıl ve güç olmadan, kendi
kendine oluşmasının imkansızlığını her insan hemen kavrar.
KAYIP VE SORUMLULUK SAHİBİ HÜCRELER
Retinadan çıkan bir milyon hücreye sahip sinir demeti, görmeyle ilgili bilgiyi
elektrik sinyali halinde yüz milyon hücreye sahip görme korteksine taşır.
Bu demetteki her sinir uzantısı doğrudan doğruya ağ tabakadan başlamakla
birlikte, ışığa duyarlı alana direkt bağlı değildir. Diğer bazı hücreler,
görsel bilgilerin kaydedilip görme siniri üzerindeki hücrelere geçirilmesini
sağlar.
Bu arada çok ilginç bir ayrıntı karşımıza çıkar. Beyinle göz arasında sinir
lifleriyle doğrudan kurulan bağlantılarda kimi zaman kopukluklar yaşanmaktadır.
Bunun nedeni bir milyon hatta, her saniye gelen on milyon sinyalden bazısının
görme merkezine ulaşamadan beyinde farklı bir bölgeye gitmeleridir. Bu görüntüde
kopukluk olmasını gerektirir ancak böyle bir durum söz konusu olmaz. Gözdeki
kusursuz sistem sayesinde hiç kopukluk olmadan biz görmeye devam ederiz.
İlginç olan, yanlış adrese giden uyarıların, ulaştıkları yer ile görme merkezi
arasındaki hücrelerin yaptıkları aracılık sayesinde tekrar görme merkezine
taşınmasıdır. Acaba bu adreslere "yanlış" demek mümkün müdür?
Gerçekte değildir. Çünkü görünüşte yapılan bu hata bizlere son derece büyük
bir mucizeyi gösterir. Şuursuz bazı hücreler görevleri olmadığı halde, görme
sinyallerini beynin ilgili bölümüne gönderirler. Böyle bir sistemde normalde
olması gereken, yanlış yere ulaşan sinyallerin beynin karanlıkları içinde
kaybolup gitmesidir. Ama böyle olmaz, yerine ulaşamayan sinyal kaybolmaz.
Ulaştığı yerdeki hücreler, sanki bu sinyalin bir görme sinyali olduğunu,
gözden geldiğini, görme merkezine gitmesi gerektiğini bilir gibi hareket
ederler. Hiçbir mecburiyetleri olmadığı halde gerekli bağlantı ve organizasyonu
kurarak uyarının beyindeki görme merkezine gitmesini sağlarlar. Bu sayede,
aslında kesik ve parça parça olması gereken görüntüde hiçbir bozulma olmaz.
Acaba aracılık yapan hücrelere bu eşsiz sorumluluk anlayışını kim vermiştir?
Evrimcilerin tesadüfen oluştuğunu varsaydıkları bir organı oluşturan milyarlarca
hücrenin her biri bu sorumluluk anlayışına yine tesadüfen mi sahip olmuştur?
Dahası böyle bir sorumluluk örneği sergileyebilmek için herşeyden önce bu
hücrelerin kendi esas görevlerinin haricinde vücutta süregiden diğer işlemlerden
de haberdar olmaları, kendi sorumlulukları dışındaki gelişmeleri de an an
takip ederek bunları telafi edecek bir kabiliyete sahip olmaları gerekir.
Buraya kadar anlatılanlar görme işlemlerinin birinci basamağını oluşturur.
Bu evre birçok bilinmeyeni içerir. Diğer evrelere ait bilinmeyenler de gözönüne
alındığında, görmenin gerçek anlamda çözümlenememiş büyük bir muamma olduğunu
söylemek çok doğru olacaktır.
Görme üzerine 20 yıl araştırma yapmış olan David H. Hubel ile Torsten N.
Wiesel yaptıkları çalışmaları anlattıkları bir makalede şöyle söylemişlerdir:
Bu geniş alana yaygın ve onsuz olunamaz organı anlayabilmek,
şimdi de acıklı bir biçimde yetersiz kalmaktadır.19
Görüldüğü gibi insanın, beyni anlamak için yüzyıllardır sürdürdüğü çaba
"acıklı bir biçimde" yetersizdir. O halde tekrar düşünelim: Mevcut teknoloji
ve bilgi birikimiyle, yapısını dahi çözemediğimiz, son derece karmaşık ve
akıl almaz işler başaran beyin nasıl oluştu? Bu kadar üstün bir yapı kendi
kendine, milyarlarca hücre ve bu hücreleri oluşturan trilyonlarca proteinin
tesadüfen biraraya gelip her birinin özel anlamı olan trilyonlarca bağlantıyı
rastlantılar sonucunda kurmaları ile mi oluştu?
Evrim için daha da içinden çıkılamayan problem, beyni oluşturan milyarlarca
hücre ve hücreleri oluşturan milyonlarca proteinin tek bir tanesinin bile
tesadüfen oluşma ihtimalinin bulunmamasıdır.
15 SANTİMETRE İÇİNDE BİR HAYAT
İnsanın doğumundan itibaren gördüğü her görüntü beynin içinde, karanlık
ve ıslak bir ortamda bulunan görme merkezinde meydana gelir. Görme merkezinin
toplam büyüklüğü ise 15 cm2'dir. İnsan hayatına ait herşey, çocukluğu,
okuduğu okullar, evi, işi, ailesi, oturduğu semt, vatandaşı olduğu ülke,
üzerinde yaşadığı dünya ve içinde bulunduğu evren, aynada gördüğü kendi
vücuduna ait görüntü, hayat boyu gördüğü her ayrıntı, kısacası tüm hayatı,
15 cm2'lik bir et parçası üzerinde oluşur.
Eğer görme alanı denilen bu küçücük et parçası olmasa insan bu sayılanlardan
hiçbirisini göremez, bunların yapılarının nasıl olduğunu hayalinde bile
canlandıramazdı. Gözün bütün mükemmel ayrıntıları ile var olması da görmeye
yetmeyecek, beyin ve beyindeki görme merkezi olmasa, göz hiçbir işe yaramayan,
anlamsız, su dolu bir top olarak duracaktı. Beyin ve görme merkezinin
görme olayındaki kaçınılmaz rolleri dikkate alındığında gözün bunlar olmadan
tek başına hiçbir anlamı ve fonksiyonu olmadığı daha iyi anlaşılır.
BEYNİN GÖRMEDEKİ ROLÜ
Beynin görme ile ilgili yaptığı görevler incelendiğinde göz ile ne kadar
uyumlu bir yapıda yaratıldığı daha iyi anlaşılır:
• İki ayrı gözün retinasından gelen sinyallerin üstüste çakıştırılması.
• Bu görüntülerin karşılaştırılarak derinliğin algılanması.
• Çizgi ve sınırların farkedilmesi.
• Görme merkezinde renk analizi.
• Beyinde parlaklığın algılanması. (Beynin parlaklık
düzeyini nasıl farkettiği hakkında çok az şey bilinir. Bununla beraber bunun
kısmen parlaklığın görme alanındaki çizgi, sınır, hareket eden cisimler
ve zıt renklerin neden olduğu görme kontrastlarının şiddetini artırmasından
ileri geldiği sanılmaktadır.)20
• Gözbebeği çapının kontrolü.
• Göz hareketlerinin kaslarla kontrolü.
• Retinadan gelen görüntünün parçalanıp tekrar birleştirilmesi ve görsel
hafızayla tamamlanması.
• Görüntünün ters çevrilmesi.
• Kör noktaya düşen görüntünün, boşluk olarak kalmaması için doldurulması.
BEYNİN HARİTASI
(Şekil 2.3) Beyindeki görme merkezinde iletişimi
sağlayan bağlantılar görülüyor.
|
Brodman adında bir bilim adamı hücreyle ilgili incelemelerine dayanarak
beyin kabuğunun bir haritasını çıkartmıştır. Bu harita evrimin ne kadar
çürük bir iddia olduğunu bir kere daha kanıtlar. Çünkü bu harita görmenin
tesadüflerle oluşamayacak kadar karmaşık bir algı mekanizması olduğunu
gösterir.
Brodman haritası beyin fonksiyonlarında esas alınır. Örneğin görme ile
ilgili bölgenin birincisi Brodman'ın 17. alanıdır. Bu bölüme optik sinir
vasıtası ile son bilgiler ulaşır. Bunun hemen önünde yer alan ve 19. Brodman
alanlarında ise görme ile ilgili daha önceki bilgiler bulunur. Birincil
görme alanı olan Brodman'ın 17. alanına ulaşan bilgiler 18. ve 19. alanlarda
işlenmeye devam eder. Görme alanının sağ üst bölümünden gelen görsel bilgiler
sol yarım kürede, soldan gelenler ise sağ yarım kürede işlenir. Bu şekilde
uyarılar çaprazlamaya uğradığından, beyin kabuğunun her yanı, karşıt görsel
alandan gelen bilgileri işler.
Yaratılıştaki mucize, sanat ve harikalıkları gözler önüne seren bu tip
gelişmeler kaydedildikçe, evrimci bilim adamları konuyu tam aksine bir
yerden ele alırlar. Örneğin yukarıda yapılan açıklamalar, evrimciler tarafından,
beynin sırrının çözüldüğü, bilimin beynin varoluşunu açıkladığı şeklinde
yorumlanır.
Bilim adamları beyindeki mevcut sistemin yapısını keşfetmiş ve bunu detaylı
olarak izah etmişlerdir. Bu sistemin keşfedilmesindeki her aşama o sistemin
harikalığını, mükemmelliğini ve kendi başına, rastlantılar sonucu varolamayacağını
yani yaratılışı ortaya koyar. Bu da Allah'ın yaratmada hiçbir ortağının
olmadığını anlamamızda vesile olur.
KÖR NOKTA VE BEYNİN TAMAMLAYICI İŞLEVİ
Bu yazıya bakıyor ve sayfayı tam olarak gördüğünüzü sanıyorsunuz. Ama
hiç de öyle değil, sayfanın küçük bir noktası var ki o noktayı göremiyorsunuz.
O noktanın bulunduğu alan düşünüldüğünde, siz o alanı göremeyen bir körsünüz.
Bu, deneylerle ispatlanmış bir gerçektir. Kaldı ki bu körlük yalnızca
bu sayfa için değil, hayatınız boyu gördüğünüz bütün görüntüler için geçerlidir.
Bugüne kadar gördüğünüz görüntülerin her bir karesinde aslında küçük bir
noktayı görememiştiniz, çünkü az önce de belirtildiği gibi, gözünüz bir
nokta için hep kördü.
Bu körlüğün sebebi, gözü beyne bağlayan sinirlerin gözün bir noktasında
bulunmamasıdır. Retinanın bu küçük bölümünde koni ve çubuk hücreleri yoktur.
Bu yüzden burası ışığa duyarlı değildir ve retinanın bu bölgesinde görüntü
okunmaz.
Peki göz içinde böyle kör bir nokta bulunduğu halde
nasıl olur da etrafımızdaki herşeyi eksiksiz görürüz. Bunun sebebi beynin
tamamlayıcı özelliğidir. Kör nokta yüzünden eksik kalan nokta, çevresindeki
fona uygun olarak tamamlanır. Yani beyin, bu noktayı olabilecek en uygun
renge boyayarak kamufle eder.21
Kör noktanın varlığının farkına varılmaması ve görmede bir eksiklik olmamasının
nedeni budur.
(Şekil 2.5) |
Konuyu daha iyi kavrayabilmek için şekil 2.5'teki testi yapabilirsiniz.
Sağ gözünüzü kapayın ve ekrana 50 cm.'lik mesafeden
gözünüze doğru yakınlaştırın. Baştan itibaren gözünüzü sadece artıya odaklayın.
Yakınlaştıkça belirli bir süre için soldaki kırmızı noktanın yok olduğunu
ve yerinin fondaki desenle doldurulduğunu göreceksiniz. İşte o noktada
siz bir körsünüz fakat bunu hissetmezsiniz. Çünkü beyin kör noktayı, orada
olması gerektiğini düşündüğü en iyi tahminle, yani arkadaki fon ile doldurur.
Bu tahminin nasıl oluşturulduğu ise psikologların ve nörologlarının çözmeye
çalıştığı başlıca sorulardan biridir. Bazı çevreler kör noktanın varlığını
şöyle açıklarlar: Her iki gözde de kör leke, görme eksenine göre farklı
yerde bulunduğundan, iki gözle görmede, bir noktadan gelen ışınlar, bir
gözde kör noktaya düşerken, diğer gözde duyarlı tabakada toplanırlar.
Bunu savunanlar yeterli açıklamayı yapamadıkları gibi; tek gözle baktığımızda
nasıl eksiksiz görüyoruz sorusuna da net bir cevap verememişlerdir.22
(Şekil 2.6) |
Buradan ulaşılan sonuç gördüğünüz görüntülerin tamamiyle gerçek olmadığı,
beynin sizi var olduğuna inandırdığı bir illüzyon olduklarıdır. Yani gerçek
olduğuna inandığınız bir görüntü aslında gerçek olmayabilir. Tıpkı rüyanızda,
gerçek sandığınız olayların ve içinde bulunduğunuz ortamın gerçek olmadığı,
beyninizde yaratılmış bir illüzyon olduğu gibi. Bir sonraki deneyi yaparak
konuyu daha iyi anlayabiliriz (şekil 2.6).
Soldaki artı işaretine bir dakika boyunca gözünüzü ayırmadan bakın.
Daha sonra gözünüzü sağdaki artıya odaklayın ve bir süre bekleyin. Sağdaki
şemanın da renklendiğini göreceksiniz. Evet ortada renk yoktur ama beyniniz
sizi aldatır. Yani gerçekte olmayan birşeyleri var zannedersiniz.
PARÇALANAN GÖRÜNTÜ
Retina üzerinde oluşan görüntünün her parçası, kafatası içerisinde elektriksel
şifreler olarak dolaşır. Görme siniri boyunca giden elektriksel uyarıların
yorumu beynin arka tarafında bulunan oksipital lobdaki görme korteksi
tarafından gerçekleştirilir.
Başlangıçta çok açık seçik olan "ağ tabaka bilgileri", anlaşılmaz elektrik
sinyalleri olarak görme merkezine ulaşır. Oradaki sinir hücreleri bu karmaşıklığı
çözecek, bunlardan bir anlam çıkaracak ve her birimiz için belirgin üç
boyutlu görüntüler haline getirecektir. Beynin görme alanı çok karmaşık
şifreler çözen son derece gelişmiş bir bilgisayar gibi çalışır. Milyarlarca
elektrik sinyali anında okunarak yorumlanır.
Beyin iki bölümlü bir organdır. Her bölümdeki oksipital
lob, gözlerden sadece birinden bilgi alır. Görüş alanının sağ yanındaki
bilgiler sol oksipital loba, sol yanındaki bilgiler de sağ oksipital loba
gider.
Colin Blakemore adlı bilim adamı çalışma sistemi tam olarak
anlaşılamamış bu sistem için şöyle demiştir: "Beyin görsel bilgiyi aldıktan
sonra parçalayıp ne yapar? Eğer daha sonra yeniden bunları biraraya getirip
görüntüyü oluşturacaksa, hangi amaçla parçalar?"23
Gözün içindeki mekanizmalar, göz-beyin bağlantısı, sinir hücreleri ve
elektrik sinyallerinden meydana gelen bu sistem insan aklının alamayacağı
bir karmaşıklığa sahip olmasına rağmen herşey son derece düzenli işler,
hiçbir kargaşa ve kaos yaşanmaz.
24 Çünkü vücudumuzda en basitinden en akılalmaz karmaşıklıktaki
işleme kadar gereken herşeyin en kusursuz şekilde yapılmasını sağlayan
bir tasarım vardır. Sonsuz bir kudret sahibi olan Allah tarafından yaratılmış
olan bu sistem sayesinde yaşamımızı -hastalık durumları dışında- hiçbir
sıkıntı çekmeden sürdürürüz.
NE GÖRDÜĞÜNÜ BİLMEK
İnsan hafızası gördüğü görüntülerin bir kısmını depolar. Depolardaki
dosyalar daha sonra kullanılmak üzere sık sık açılır. Örneğin, bir çocuk
ilk defa kalem gördüğünde hafızasında kaleme ait bir dosya açılır. Çocuk
bir süre sonra tekrar kalem gördüğünde daha önce açılan kaleme ait dosyadan
çıkarılan görüntü, otomatik olarak yeni görüntü ile kıyaslanır. Bu sayede
çocuk gördüğü şeyin kalem olduğunu anlar.
Aslında bu sistem sadece bebekler ya da çocuklar için geçerli değildir.
Bütün insanların beyinleri -buna sizin beyniniz de dahil- günlük hayatta
bu işlemleri otomatik olarak yapar. Bir görüntü ile karşılaşıldığında,
bu görüntü hemen hafızadaki arşiv görüntülerle karşılaştırılır. Arşivdeki
bilgilerle yapılan kıyas sonucunda yeni görüntünün ne olduğuna karar verilir.
Eğer çağrışım alanındaki bu işlemler yapılmasaydı kendi çocuğunuzu bile
tanıyamazdınız.
Çağrışım alanı hareket kavramının algılanmasını da
sağlar. Hareket halinde bir cisim gördüğümüzde, hafıza işlemi devreye
girerek o hareketi alıkoyar ve bir sonraki hareketle karşılaştırır.25
Tıpkı bir film şeridi gibi hareketler ardarda kaydedilir ve bir fotoğraf
serisi oluşur. Nesnenin bulunduğu yer bir an önceki bulunduğu yere göre
kıyaslanarak hareket olgusu zihinde oluşturulur.
Buraya kadar anlatılan bilgileri gözden geçirelim. Hafızaya birtakım
görüntülerin kaydedildiği, daha sonra bunların tekrar kullanılmak üzere
geri çağırıldığından bahsedildi. Peki bu görüntüler nereye ve nasıl kaydedilirler?
Daha sonra bu görüntüler nereden, kimin kontrolünde, nasıl çıkarılırlar?
Bilgisayar, hafızasına kaydedilecek bilgiyi bir disk üzerinde saklar ki
bu diskin kapasitesi ile sınırlıdır. Oysa beyin, böyle bir diske sahip
olmadığı halde bir et parçasının içinde milyonlarca görüntüyü saklar.
Daha da ilginci şu ana kadar beyinde bir hafıza merkezi de bulunamamıştır.
Bilgisayar diski, mühendisler tarafından tasarlanmış, fabrikalarda üretilmiş,
her parçasında onu yapan insanların aklının görüldüğü bir parçadır. Biri
ortaya çıkıp demirin, plastik ve camın kendi kendilerine birleşerek, tesadüfen
son derece gelişmiş bir bilgisayar oluşturduklarını söylese, hatta bu
bilgisayarın günümüz bilgisayarlarının atası olduğunu iddia etse ciddiye
alınmaz bile. Oysa bilgisayardan çok daha üstün olan beynin ve kameralarla
karşılaştırılamayacak kadar gelişmiş bir gözün varlığı, bazı insanlar
tarafından tesadüfle izah edilmeye çalışılır. Ve gerçekte sadece bir aldatmacadan
ibaret olan bu izahlar insanlara bilimsellik kılıfı altında sunulmaya
çalışılır.
Bunun tek bir sebebi vardır. Bilgisayarı yapan bir aklın olduğunu kabul
etmek, bunun tesadüfen değil de, bir fabrikada, insanlar tarafından
üretildiğini söylemek insana hiçbir yükümlülük getirmez. Ama beyni ve
gözü yaratan bir gücün varlığı kabul edilirse o zaman iş değişir. Yaratılış
kabul edilirse, yaratan ve yaratanın emir ve yasakları, yani dini de kayıtsız
şartsız kabul edilmek zorunda kalınacaktır. Bu yüzden kurdukları din dışı
sistemlerin devamını sağlamak isteyen kimseler, yaratılışa karşı her dönem
evrim teorisi gibi saçma bir varsayımı desteklemişlerdir. Yaptıkları propagandalarla,
konu ile ilgili yeterli bilgisi olmayan kimseler evrimi kabul edilmiş
bir gerçek olarak görürler. Oysa evrim, doğruluğu hiçbir şekilde ispatlanamadığı
gibi tam tersine, geçersizliği ve tutarsızlığı bilimsel bulgularla defalarca
kanıtlanmış bir ideoloji ve inançtır.
GÖRSEL HAFIZA
Görme yani bakılan nesnenin algılanması sadece göz
ve görme merkezi sayesinde gerçekleşen bir algı değildir. Beynin gördüğü
nesneyi algılaması ve yorumunu yapabilmesi için hafızanın yardımına ihtiyacı
vardır.26 Beynin bunu başarabilmesi için "görme asosiyasyon
alanları"nın birlikte çalışmaları gereklidir. Asosiyasyon alanının görevi,
algıların daha üst düzeyde yorumunu hafıza yardımıyla sağlamaktır.
Geçen yarım yüzyılda nörofizyoloji alanındaki birçok ilerlemeye karşın
beynin belki de en önemli fonksiyonu olan hafıza henüz açıklanamamıştır.
Bu konuda bilinenler, bilinmeyenler dağının yanında bir hiç kalır.
Görmenin "asosiyasyon" bölgesi olan kısmının tahrip olması veya bu bölgede
tümör bulunması körlüğe sebep olmaz. Birincil görme alanının impulslarıyla
bu alan harekete geçer fakat kişinin gördüğünü yorumlama yeteneği önemli
ölçüde azalır.
Böyle bir kişi genelde kelimelerin anlamlarını tanıma
yeteneğini yitirir. Bu duruma kelime körlüğü (dislekzi) adı verilir. Hasta
karşısındaki cismi görür ama anlam veremez. Örneğin şahıs yemek tabağını
mükemmel şekilde görebilir, fakat bu görme bilgisini bir çatalı doğrudan
yemeğe götürmede kullanamaz. Ancak tabağı eliyle yokladıktan sonra çatalı
düzgün bir şekilde kullanabilir.27
Sağlıklı bir insanın böyle bir rahatsızlığı kafasında canlandırması
bile oldukça zordur. Bir cismi gördüğü halde ne işe yaradığını bilememek,
üstelik bu problemle cismi her gördüğünde tekrar karşılaşmak insanı son
derece aciz bir konuma sokar. Beynin küçücük bir bölümünün tahrip olmasının
böyle bir zorluğun başlamasına neden olacağı düşünülürse, beynin yaratılışındaki
kusursuz incelik daha iyi anlaşılır.
İKİ GÖZ, TEK GÖRÜNTÜ (BİNOKÜLER GÖRME)
(Şekil 2.7) Her gözün gördüğü görüntü retinada
ortadan ikiye ayrılır. (yukarıdaki şekilde bu iki kısım siyah ve
yeşil renklerle gösterilmiştir) Bu bölümlerden gelen sinyaller ayrı
ayrı yollardan beyne ulaşır ve burada tekrar birleştirilir. Yukarıdaki
şekilde görüldüğü gibi bu görüntülerin parçalanması ve tekrar birleştirilmesi
için mükemmel bir geometrik uyumun yanısıra sonsuz işlem gerekmektedir.
Daha da ilginci beynin parçalanan görüntüyü tekrar orjinaline uygun
olarak birleştirmesi ve görüntüde bir kayma, karmaşa, kopukluk bulunmamasıdır.
Bütün bu olup biten olaylar insanın iradesi dışında gerçekleşir.
Böylesine özel ve planlı işlemler yapan kusursuz bir yapının kendi
kendine, tesadüfen oluşması söz konusu bile olamaz. Çünkü sistem,
ancak yapının eksiksiz ve kusursuz olarak bir defada var olması
sonucunda çalışabilir. Görüldüğü gibi, evrimin temeli olan 'zaman
içinde gelişme süreci' teorisinin hiçbir geçerliliği yoktur. Daha
da önemlisi yukarda görülen sistemin anne karnında yoktan var olmasıdır.
|
Her insan kendisini iki gözle doğmuş olarak bulur ama hiçbir zaman bunun
nedenini merak etmez. Niçin herkes iki gözlüdür? İnsanlar tesadüfen mi
iki göze sahip olmuşlardır? Yoksa bunun özel bir sebebi mi vardır?
Aslında her göz tek başına görebilir ve her birinde ayrı ayrı görüntü
oluşur (şekil 2.7). Gözler arasındaki aralık 5 cm.'den biraz daha fazla
olduğu için iki retinada oluşan görüntüler birbirlerinden farklıdır. Her
gözden gelen görüntü iki boyutludur. İki gözden gelen bilgiler beyinde
üç boyutlu tek bir görüntü haline getirilir. Bu sayede derinlik ve cisimler
arasındaki mesafe algılanır.
İki gözün gördüğü görüntüler birbirinden farklıdır, ancak birbirlerini
tamamlarlar. Bu iki görüntü arasındaki küçük farklılıkları algılayıp yorumlamamız
görüntünün üç boyutlu olmasını sağlar. Eğer iki gözde ayrı ayrı oluşan
görüntüler beyinde tam olarak birleştirilmeseydi dünyayı çift ve iki boyutlu
görecektik.
Görüntüler arasındaki fark çok basit bir deneyle ispatlanabilir. Bir ağacın
dallarına önce iki gözünüzle sonra tek gözünüzle bir süre bakın. Daha
sonra iki gözünüzü tekrar açın, dallar daha derin gözükecektir.
Bir başka deney daha yapabiliriz. Tek gözünüzü kapadıktan sonra bir dikiş
iğnesine iplik geçirmeye çalışın. Göreceksiniz ki bunu başaramayacaksınız.
Çünkü tek gözle derinlik algısı olmayacağından, iğne ile iplik arasındaki
küçük mesafe farkını algılayamayacak ve ipliği deliğe geçiremeyeceksiniz.
(Şekil 2.8) Yandaki şekillerde a) Gözler
P noktasına odaklandığında P noktası tek görüntü olarak oluşur.
Po noktası odaklama doğrultusunun dışında kaldığından görüntüsü
de çift oluşur. b) Gözler F noktasına odaklandığında, bakılan cisim
ile göz arasındaki P noktasının görüntüsü çift oluşur. c) Odaklanan
F noktasından daha uzaktaki P noktasının görüntüsü çift olur. Görüldüğü
gibi iki gözün arasında geometrik açıdan kusursuz bir uyum vardır.
İki gözün her birinin yapısı tesadüflerle oluşamayacak kadar karmaşıkken,
birbirinden bağımsız iki organın aralarında nasıl olup da bu kadar
hassas matematiksel bir ayar olduğu evrim tarafından açıklanamaz.
|
Cisimlerin gözümüze zaman zaman çift göründüğü de olur. Eğer insanlar
çift görmenin farkına varamıyorlarsa, bunun nedeni dikkatin, bakılan cismin
dışına yönelmemesidir. Örneğin, iki kalemi arka arkaya tutup, gözümüzü
uzaktakine odaklarsak, yakındakini çift; yakındakine odaklarsak uzaktakini
çift görürüz. Eğer gözün odaklama yeteneği olmasa, görüntü sürekli çift
olacak ve sağlıklı görüntü oluşamayacaktı.
Birbirlerinden bağımsız olarak gören gözlerin görüntülerinin tek bir
görüntü haline getirilmesi, bunu yaparken iki boyutlu görüntülere üçüncü
bir boyut katılması son derece ince hesaplar gerektiren bir işlemdir.
Eğer gözler tesadüfen oluşmuş organlar olsalardı, bu derece büyük bir
uyum nasıl gerçekleşirdi? Hangi tesadüf saniyede milyonlarca farklı şifreyi
değerlendiren hatta bu şifreleri birbirleriyle birleştiren kusursuz bir
mekanizma yaratabilir? Eğer gözler arasında bir uyumsuzluk olsaydı, gönderdikleri
sinyaller birbirlerine karışacak ve karmakarışık bir görüntü ortaya çıkacaktı.
Ama böyle bir karmaşa söz konusu değildir. Birbirleriyle uyum içinde yaratılan
iki gözün gönderdikleri sinyallerin, yine büyük bir uyum ile yaratılan
beyin tarafından değerlendirilmesi sonucunda ortaya kusursuz bir görüntü
çıkar. Böyle bir sistemin varlığını tesadüflerle açıklamaya imkan yoktur.
UZAKLIĞIN BELİRLENMESİ
Uzaklığın belirlenmesinde beyin özel bir yöntem kullanır. Boyutları daha
önceden bilinen bir cismin uzaklığı, retina üzerine düşen görüntünün büyüklüğünden
tespit edilir. Örneğin bir insanın retinadaki görüntüsünün büyüklüğünden
ne kadar uzakta olduğu aşağı yukarı hesaplanır.
İnsan hiçbir zaman böyle hesapların kendi beyninde otomatik
olarak yapıldığını fark etmez. O sadece baktığı cismin uzak ya da yakın
olduğunu fark eder.28 Eğer böyle hızlı çalışan bir hesap
sistemi olmasaydı, uzaklık yakınlık kavramları devamlı karışacağından hayat
son derece güçleşirdi. Hiçbir aracı kullanamaz, yolda bile yürüyemezdik.
Dış dünya perspektifi olmayan karmaşık şekiller yığını haline gelirdi. Buraya
kadar verilen örneklerde de görüldüğü gibi Allah insana bildiği ve bilmediği
pek çok nimet vermiştir. |