|
BİYOMİMETİK:
Gözden Fotoğraf Makinasına: Görmenin Teknolojisi |
Amerika'daki
Ulusal Sandia Laboratuvarı, 12 Temmuz 2001 tarihinde
yayınladığı haber bülteninde, yapılan çalışmalar sonucunda
"göz keskinliğine ve netliğine yaklaştıklarını" açıkladı.
Yayınlanan haberde "64 bilgisayarı kullanarak dijital
bir görüntü elde edildiği ve bilgisayarların bu görüntüye
ulaşmasının ise yalnızca birkaç saniye sürdüğü" belirtildi.1 Bu elbette ki çok önemli bir gelişmedir
ancak burada unutulmaması gereken bir nokta vardır:
İnsan gözü retinadaki görüntüyü saniyenin onda biri
kadarlık kısa bir sürede oluşturur ve bu görüntü yalnızca
1 milimetrekare genişliğinde bir alanı kaplar. Bu özellikleri
düşünüldüğünde insan gözünün son teknolojiye sahip 64
bilgisayardan çok daha hızlı ve kullanışlı bir mekanizma
olduğu açıkça görülmektedir.
Omurgalı
hayvanların gözleri, ışığın "göz bebeği" adı verilen
delikten içeri girdiği yuvarlak toplara benzer. Göz
bebeğinin arkasında mercekler yer alır. Işık önce bu
merceğin daha sonra da göz yuvalarını dolduran sıvının
içinden geçer ve retinanın üzerine düşer. Retinanın
üzerinde, "koni hücreler" ve "çubuk hücreler" olarak
adlandırılan yaklaşık yüz milyon hücre vardır. Çubuklar
aydınlığı ve karanlığı ayırt edebilirken, koniler renkleri
seçerler. Bu hücreler, üzerlerine düşen ışığın etkisiyle
oluşan imajı elektrik sinyallerine çevirip optik sinir
ağı aracılığıyla beyne yollar. Gözler ışık yoğunluğunu
göz bebeğini çevreleyen iris aracılığıyla ayarlar. İris
ise, yapısında bulunan minik kaslar sayesinde büyüyüp
küçülebilir. Bu, fotoğraf makinelerindekine benzer bir
mekanizmadır. Makinaya giren ışık miktarı, "diafram"
adı verilen mekanik bir iris aracılığıyla ayarlanmaktadır.
Phil Gates Wild Technology adlı kitabında, fotoğraf
makinalarının gözü taklit eden basit bir model olduğunu
şöyle açıklar:
Fotoğraf makinaları, omurgalı gözlerinin ilkel ve mekanik
bir versiyonudur. Bu makinalar aslında aynen göz gibi,
önlerindeki açıklık dışında içine ışık geçirmeyen kutulardır.
Görüntüyü retina yerine bir film üzerine yansıtırlar.
Gözlerde görüntüye odaklanma merceğin şekli değiştirilerek
olur. Fotoğraf makinalarında ise bu işlem merceğin filme
olan mesafesi değiştirilerek gerçekleştirilir.2
Netlik Ayarı
Fotoğraf çekilirken yapılacak ilk işlem netlik ayarıdır.
Görme işleminde de, etrafımızdaki görüntülerin duyarlı
tabaka üzerine net olarak düşmesi için aynı işlemin
yapılması gerekir. Fotoğraf makinelerinde bu işlem elle,
gelişmiş kameralarda ise otomatik olarak yapılır. Daha
özel amaçlarla kullanılan mikroskop ve teleskoplarda
da netlik ayarı yapılır. Ancak yapılan bu işlem her
durumda vakit kaybına neden olur.
Oysa
insan gözü bu ayarı sürekli olarak ve çok kısa bir süre
içinde kendi kendine yapar. Üstelik kullanılan yöntem
taklit edilemeyecek kadar üstündür. Göz merceği, çevresinde
bulunan kaslar sayesinde görüntüyü retina üzerine düşürür.
Yapısı son derece esnek olan ve kolay biçim değiştiren
bu mercek, gerektiğinde bombeleşerek, gerektiğinde gerilerek
ışığın düştüğü noktayı sabit tutar.
Eğer gözde bu ayar kendiliğinden yapılmasaydı, örneğin
insan baktığı noktaya bir düğme yardımı ile odaklama
yapmak zorunda kalsaydı, görmek için sürekli özel bir
çaba harcaması gerekecekti. Görüntü bir netleşip bir
bulanıklaşacaktı. Bir nesneye bakıldığında görebilmek
zaman alacak, bunun sonucunda tüm hareketlerimiz yavaşlayacaktı.
Ancak Allah gözlerimizi kusursuz olarak yaratmıştır
ve dolayısıyla bu sıkıntıların hiçbirini yaşamayız.
Hiç kimse, karşısında belli bir uzaklıkta duran nesneyi
net olarak görmek istediğinde, aradaki mesafeyi, merceğin
odaklama ayarını ve bunlarla ilgili birçok optik hesaplamaları
yapmakla uğraşmaz. Nesneyi net görebilmek için yalnızca
ona bakmak yeterlidir. Geri kalan tüm işlemler otomatik
olarak göz ve beyin tarafından halledilir. Üstelik bütün
bu işlemler yalnızca bir isteme süresinde gerçekleşir.
Işık Uyumu
Bir fotoğraf makinesiyle gündüz çekilen fotoğraf net
olur. Ancak aynı film ve makineyle gece yıldızlar çekildiğinde
fotoğrafta hiçbir şey gözükmez. Oysa göz kapaklarımız
saniyenin onda biri gibi kısa bir zamanda açılıp kapanmalarına
rağmen geceleri yıldızları çok net bir şekilde görebiliriz.
Çünkü gözlerimiz çok çeşitli aydınlanma koşullarına
ve değişik ışık şiddetlerine göre kendisini her an otomatik
olarak ayarlayabilir. Bunu sağlayan, gözbebeğinin etrafındaki
kaslardır. Eğer ortam karanlık olursa bu kaslar açılır,
gözbebeği genişler ve göze daha çok ışığın girmesi sağlanır.
Eğer ortam aydınlık olursa bu sefer kaslar kapanır,
gözbebeği küçülür ve içeri giren ışığın miktarı azaltılır.
Bu sayede hem gece hem gündüz görüntü net olur.
Renkli
Dünyaya Açılan Pencere
Göz, görüntünün aynı anda hem siyah-beyaz, hem de renkli
fotoğrafını çeker. Daha sonra bu fotoğraflar beyinde
sentezlenerek normal görüntü halini alır.
Retina tabakasında bulunan çubuk hücrelerinin görevi,
bakılan nesnenin biçimini siyah-beyaz olarak ayrıntılı
bir şekilde algılamaktır. Koni hücreleri ise nesnenin
renklerini tespit ederler. Sonuçta, her iki hücreden
alınan sinyallerin değerlendirilmesiyle, dış dünyanın
görüntüsü şekillenir ve renkli bir halde beynimizde
oluşur.
Gözdeki Üstün Teknoloji
Fotoğraf makinesi göze göre son derece ilkel bir yapıya
sahiptir. Hatta gözün görüntü iletme tekniği en gelişmiş
kameralardan bile kat kat üstündür. Sonuç olarak da
gözün ilettiği görüntü insanoğlu tarafından yapılmış
herhangi bir aletin iletebildiği görüntüden çok daha
kalitelidir.
Bir TV kamerasının çalışma prensipleri incelenirse
sözü edilen gerçek daha iyi anlaşılır. Bu kameranın
çalışma ilkesi görüntülerin değil, bir görüntüyü yeniden
oluşturacak olan ışıklı nokta dizilerinin iletilmesine
dayanır. Bu yüzden kamera karşısındaki nesne, satır
denilen belirli sayıda kuşağa bölünür ve de yayın sırasında
bir "tarama" işlemine başvurulur. Bir fotosel lamba,
böyle bir satırın bütün noktalarını soldan sağa birbiri
ardınca tarar. Hepsinin ışık durumunu değerlendirir
ve sonunda bunlara dayanarak birtakım sinyaller verir.
Bir satırı baştan sona kadar taradıktan sonra, bir sonraki
satıra geçer ve tarama işlemi böylece sürüp gider. Bu
fotoselin çalışma ritmi, bir görüntünün 625 ya da 819
satırını 1/25 saniyede tarayabilecek şekilde hesaplanmıştır.
Böylece bütün bir görüntünün tamamlanması bitince, yeni
bir görüntü iletilir. Bu şekilde iletilen bildirilerin
sayısı çok fazladır ve sinyaller baş döndürücü bir tempoyla
üretilir.
Gözün
tüm bu anlattıklarımızdan çok daha üstün bir işleyiş
mekanizmasına sahip olduğu dahası hiçbir bakım ve parça
değişimine ihtiyaç duymadığı düşünülürse yapısının ne
kadar hayranlık verici ve mükemmel olduğu daha net bir
şekilde anlaşılır.
Tıp teknolojisi geliştikçe de insan gözünün ne kadar
büyük bir mucize olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Göz
hakkında elde edilen bilgilerin teknolojiye uyarlanmasıyla
da her geçen gün çok daha gelişmiş kameralar, fotoğraf
makineleri ve sayısız optik sistem üretilmektedir. Ancak,
teknoloji ne kadar ilerlese de yapılan elektronik aletler
gözün ilkel birer taklidi olmaktan öteye gidememiştir.
Bilgisayar destekli kameralar da dahil olmak üzere hiçbir
insan buluşu alet, göze rakip olamaz.3
Peki gözdeki bu kompleks yapı nasıl ortaya
çıkmıştır?
Kuşkusuz bu yapının tesadüfler sonucunda ya da uzun
zaman içinde kendi kendine oluşması mümkün değildir.
Göz tek bir parçası eksik olsa işlevini yerine getiremeyecek
bir yapıya sahiptir. Hiçbir tasarım tesadüfen oluşamaz,
gözde ise çok açık ve benzersiz bir tasarım vardır.
Bu ise bizi bir tasarımcının varlığına götürür. Gözdeki
bu tasarımın tek sahibi Allah'tır. Herşeyi en güzel
bir biçimde algılamamızı sağlayan bu organın bize verilmiş
olması, Allah'a şükretmemiz için çok büyük bir vesiledir.
Bu gerçek, Kuran-ı Kerim'in bir ayetinde bize şöyle
bildirilir:
De ki: 'Sizi inşa eden (yaratan), size
kulak, gözler ve gönüller veren O'dur.' Ne az şükrediyorsunuz?
(Mülk Suresi, 23)
Bilim Adamları Gözü Taklit Etmeye
Çalışıyorlar
Gözün gerçekleştirdiği işlemlere hayranlık duyan ve
gözün üstün tasarımını teknolojik alanda taklit etmek
isteyen bilim adamları, son zamanlarda bu konu hakkında
birçok çalışma yapmaktadırlar. Bu sayede doğada bulunan
canlıları ve kusursuz mekanizmaları da daha yakından
inceleme imkanı bulmuşlardır. Biyomimetik alanında yapılan
bu çalışmalar teknolojik alandaki gelişmelere büyük
hız kazandırmaktadır.
Bilgisayar Devrelerinin Tasarımı,
Doğadaki Örneklerinden Taklit Ediliyor
Gözümüzün sinir hücreleri olan "retina hücreleri" gelen
ışığı tanıyıp yorumlar. Retina hücreleri daha sonra
değerlendirilen bu bilgileri bağlantıda oldukları diğer
hücrelere iletir. Gözümüzdeki tüm bu işlemler yeni bilgisayarlara
model oluşturmuştur:
Retina hücrelerinin yaptığı iş yalnızca ışığı algılamakla
sınırlı değildir. Retina birbirleriyle olağanüstü bir
yoğunlukta bağlantı oluşturmuş sinir hücrelerinden oluşur.
Işığa ait sinyaller beyne iletilmeden önce sayısız işlemden
geçirilir. Örneğin retinayı oluşturan hücreler cisimlerin
kenarlarını hesaplar, ışık sinyalinin gücünü artırır,
aydınlık ya da karanlığa göre uyum sağlayarak düzeltmeler
yapar. Günümüzün güçlü bilgisayarları da benzeri işlemleri
yerine getirebilmektedir. Ancak retinadaki sinir ağı
bu iş için, bilgisayarlara nispeten çok daha az bir
enerji kullanır.4
California Teknoloji Enstitüsü'nden Carver Mead başkanlığında
bir araştırma ekibi, retinada kolayca gerçekleştirilen
işlemlere imkan tanıyan tasarımın sırrını araştırmaktadır.
Carver Mead, Caltech firmasından biyolog Misha Mahowald
ile birlikte retinadaki sinir ağına benzer yapıda elektronik
devreler tasarlamıştır. Yapılan bu devrelerde gözdeki
gibi ışık algılayıcıları bulunmaktadır. Algılayıcılar
tıpkı retinada olduğu gibi bir diğer algılayıcıyla bağlantı
halindedir. Kullanılan direnç, amfi gibi elektronik
devre parçalarının, ışık algılayıcılarının, retina hücreleri
gibi kendi aralarında haberleşebilmelerine imkan tanımaktadır.5
Ancak tüm çabalara rağmen, bu devreyi, retina ağında
olduğu gibi birebir olarak taklit edebilmek mümkün olmamıştır.
Çünkü canlı bir retinadaki hücrelerin ve bunların arasındaki
bağlantıların sayısı çok fazladır. Bunun yerine tasarım
mühendisleri şu an için, retinadaki sinir ağının ön
işlemlerini nasıl yaptıklarını anlamaya çalışıp, aynı
işi yapabilen daha basit devreler tasarlamaktadırlar.
|