|
Atomun Yapısı
Hava, su, dağlar, hayvanlar, bitkiler, vücudunuz, oturduğunuz koltuk,
kısacası en ağırından en hafifine kadar gördüğünüz, dokunduğunuz,
hissettiğiniz her şey atomlardan meydana gelmiştir. Elinizde tuttuğunuz
kitabın her bir sayfası milyarlarca atomdan oluşur. Atomlar öyle
küçük parçacıklardır ki, en güçlü mikroskoplarla dahi bir tanesini
görmek mümkün değildir. Bir atomun çapı ancak milimetrenin milyonda
biri kadardır.
Bu küçüklüğü bir insanın gözünde canlandırması pek mümkün değildir.
O yüzden bunu bir örnekle açıklamaya çalışalım:
Elinizde bir anahtar olduğunu düşünün. Kuşkusuz
bu anahtarın içindeki atomları görebilmeniz mümkün değildir. Atomları
mutlaka görmek istiyorum diyorsanız, elinizdeki anahtarı dünyanın
boyutlarına getirmeniz gerekecektir. Elinizdeki anahtar dünya boyutunda
büyürse, işte o zaman anahtarın içindeki her bir atom bir kiraz büyüklüğüne
ulaşır ve siz de onları görebilirsiniz.13
Yine bu küçüklüğü kavrayabilmek ve her yerin nasıl atomlarla dolu
olduğunu görebilmek için bir örnek daha verelim:
Tek bir tuz tanesinin tüm atomlarını saymak istediğimizi
düşünelim. Saniyede bir milyar (1.000.000.000) tane sayacak kadar
hızlı olduğumuzu da varsayalım. Bu dikkate değer beceriye karşın,
bu ufacık tuz tanesi içindeki atom sayısını tam olarak tesbit edebilmek
için beşyüz yıldan fazla bir zamana ihtiyacımız olacaktır.14
Peki bu kadar küçük bir yapının içinde ne vardır?
Bu derece küçük olmasına rağmen atomun içinde evrende gördüğümüz
sistemle kıyaslanabilecek kadar kusursuz, eşsiz ve kompleks bir
sistem bulunmaktadır.
Her atom, bir çekirdek ve çekirdeğin çok uzağındaki yörüngelerde
dönüp-dolaşan elektronlardan oluşmuştur. Çekirdeğin içinde ise proton
ve nötron ismi verilen başka parçacıklar vardır.
Bu bölümde, canlı-cansız her şeyin temelini oluşturan atomun olağanüstü
yapısını ve atomların nasıl birleşerek molekülleri, dolayısıyla
maddeyi oluşturduğunu inceleyeceğiz.
ÇEKİRDEKTE SAKLI GÜÇ
Çekirdek, atomun tam merkezinde bulunmaktadır
ve atomun niteliğine göre belirli sayılarda proton ve nötrondan
oluşmuştur. Çekirdeğin yarıçapı, atomun yarıçapının onbinde biri
kadardır. Rakam olarak verirsek; atomun yarıçapı 10-8 (0,00000001)
cm, çekirdeğin yarıçapı ise 10-12 (0,000000000001) cm kadardır.
Dolayısıyla çekirdeğin hacmi, atomun hacminin 10 milyarda biri eder.
Çekirdek, proton ve elektronlardan oluşan
atomun her parçasını üçlü bir
kuark grubu meydana getirir.
Üçlü kuark grubu ve merkezinde
bulunan iplikçikler |
Bu büyüklüğü (daha doğrusu küçüklüğü) yine gözümüzde canlandıramayacağımıza
göre, kiraz örneğimizden devam edebiliriz. Biraz önce bahsettiğimiz
gibi elinizdeki anahtarı dünya boyutlarına getirdiğinizde ortaya
çıkan kiraz büyüklüğündeki atomların içinde çekirdeği arayalım.
Ama bu arayış boşunadır, çünkü böyle bir ölçekte bile çok daha küçük
olan çekirdeği gözlemleme olanağımız kesinlikle yoktur. Gerçekten
bir şey görebilmek istiyorsak yeniden ölçü değiştirmek gerekecektir.
Atomumuzu temsil eden kiraz yeniden büyüyüp iki yüz metre yüksekliğinde
kocaman bir topolmalıdır. Bu akıl almaz boyuta karşın atomumuzun
çekirdeği yine de çok küçük bir toz tanesinden daha iri bir duruma
gelmeyecektir.15
Öyle ki, çekirdeğin 10-13 cm olan çapı ile, atomun
10-8 cm olan çapını kıyasladığımızda şöyle bir sonuç ortaya çıkar:
Atomu bir küre şeklinde kabul ederek bu küreyi tamamen çekirdekle
doldurmak istediğimiz takdirde bu iş için 1015 (1.000.000.000.000.000)
atom çekirdeği gerekecektir.16
Ancak bundan daha şaşırtıcı bir durum vardır: Boyutları atomun
10 milyarda biri olmasına rağmen, çekirdeğin kütlesi atomun kütlesinin
% 99.95'ini oluşturmaktadır. Peki bir şey nasıl olur da bir yandan
kütlenin yaklaşık tamamını oluştururken, diğer yandan da hemen hemen
hiç yer kaplamaz?
Bunun sebebi şudur: Atomun kütlesini oluşturan yoğunluk tüm atoma
eşit olarak dağılmamıştır, yani atomun bütün kütlesi atomun çekirdeğinde
birikmiştir. Diyelim ki, sizin 10 milyar metrekarelik bir eviniz
var ve bu evin tüm eşyasını 1 metrekarelik bir odada toplamanız
gerekiyor. Bunu yapabilir misiniz? Tabii ki yapamazsınız. Ancak
atom çekirdeği dünyada eşi-benzeri olmayan çok büyük bir güçle bunu
yapabilmektedir. Bu gücün kaynağı önceki bölümde ifade ettiğimiz
evrendeki dört temel kuvvetten biri olan "Güçlü Nükleer Kuvvet"dir.
Bu kuvvetin doğadaki kuvvetlerin en güçlüsü olarak, bir atomun
çekirdeğini bir arada tuttuğundan, onu dağılmaktan kurtardığından
bahsetmiştik. Çekirdekteki protonların hepsi pozitif yüklüdür ve
elektromanyetik kuvvet nedeniyle birbirlerini iterler. Fakat güçlü
nükleer kuvvet onların itme gücünden 100 kat daha büyük olduğundan,
elektromanyetik kuvvet etkisiz hale gelir. Böylece protonlar bir
arada tutunabilirler.
Kısacası gözle göremeyeceğimiz kadar küçük bir atomun içinde, birbiriyle
etkileşim halinde iki büyük kuvvet bulunur. Bu kuvvetlerin hassas
değerleri sayesinde çekirdek bir bütün olarak kalabilir.
Atomun boyutlarını ve evrendeki atom sayısını dikkate aldığımızda,
ortada muazzam bir denge ve tasarım olduğunu görmemek mümkün değildir.
Öyle ki, evrendeki temel kuvvetlerin çok özel bir biçimde, büyük
bir ilimle ve kudretle yaratıldığı çok açıktır. İnkarcıların bu
yaratılışı gözardı edebilmek için sığındıkları tek yol, tüm bunların
"tesadüfler" sonucu oluştuğunu iddia etmekten öteye gidememektedir.
Oysa olasılık hesapları evrendeki dengelerin "tesadüfen" oluşma
ihtimalinin "sıfır" olduğunu bilimsel olarak kanıtlamaktadır. Tüm
bunlar, Allah'ın varlığının ve kusursuz yaratışının apaçık delilleridir.
ATOMDAKİ BOŞLUK
Daha önce de üzerinde durduğumuz gibi,
bir atomun çok büyük bir bölümü boşluktan oluşmaktadır. Burada her
insanın aklına aynı soru gelir: Böyle büyük bir boşluk neden vardır?
Şimdi şöyle düşünelim: Atom, en basit anlatımla içinde bir çekirdek
ve onun çevresinde dönen elektronlardan oluşmaktadır. Çekirdekle
elektronlar arasında başka hiçbir şey yoktur. Bu, "hiçbir şey olmayan"
mikroskobik büyüklük, aslında atom ölçeğine göre çok geniştir. Bu
genişliği şöyle örneklendirebiliriz: Çapı1 cm. olan küçük bir bilya,
çekirdeğe en yakın elektronu temsil ederse, çekirdek bu bilyadan
1 km. ötede bulunacaktır.17 Bu büyüklüğün kafamızda
daha iyi canlanabilmesi için şöyle bir örnek verebiliriz:
"Temel parçacıklar arasında çok büyük bir boşluk egemendir. Eğer
bir oksijen çekirdeğinin protonunu şu önümdeki masanın üstünde duran
bir toplu iğnenin başı gibi düşünürsem, o zaman çevresinde dönen
elektron Hollanda, Almanya ve İspanya'dan geçen bir çember çizer.
(Bu satırların yazarı Fransa'da yaşamaktadır.) Onun için, bedenimi
oluşturan tüm atomlar birbirlerine değecek kadar bir araya gelseydi,
artık beni göremezdiniz. Zaten, artık beni çıplak gözle hiçbir zaman
gözlemleyemezdiniz: Neredeyse milimetrenin birkaç binde biri boyutunda
ufacık bir toz kadar olurdum."18
İşte bu noktada evrende bilinen en büyük mekanla, en küçük mekan
arasında bir benzerlik ortaya çıktığını fark ederiz. Öyle ki, gözlerimizi
yıldızlara çevirirsek, orada da atomdakine benzer bir boşlukla karşılaşırız.
Yıldızlar arasında da, galaksiler arasında da milyarlarca kilometrelik
boşluklar mevcuttur. Ama bu boşlukların her ikisinde de insan aklını
zorlayan, anlama kapasitesini aşan bir düzen hakimdir.
ÇEKİRDEĞİN İÇİ: PROTON VE NÖTRONLAR
1932 yılına dek, çekirdeğin proton ve elektronlardan oluştuğu sanılıyordu.
Çekirdeğin içinde protonla beraber elektronların değil =olduğu ancak
o tarihte keşfedilebildi. (Ünlü bilim adamı Chadwick 1932 yılında
çekirdeğin içinde nötronun varlığını ispatladı ve bu keşfiyle Nobel
ödülü kazandı.) İşte insanoğlunun atomun gerçek yapısıyla tanışması
bu kadar yakın tarihte gerçekleşti. Atom çekirdeğinin ne kadar küçük
boyutta olduğundan daha önce bahsetmiştik. Atom çekirdeğinin içine
sığabilen bir protonun büyüklüğü ise 10-15 metredir.
Bu kadar küçük bir parçacığın insan hayatında pek bir önemi olamayacağını
düşünebilirsiniz. Ancak, insan aklının kavramakta çok zorluk çektiği
bir küçüklükte olan bu parçacıklar aslında çevrenizde gördüğünüz
her şeyin temelini oluşturur.
EVRENDEKİ ÇEŞİTLİLİĞİN KAYNAĞI
Şu ana kadar tespit edilebilmiş 109 tane element vardır. Tüm evren,
dünyamız, canlı-cansız bütün varlıklar, bu 109 elementin çeşitli
biçimlerde birleşmeleriyle oluşmuştur. Buraya kadar tüm elementlerin
birbirinin benzeri atomlardan oluştuğunu gördük; atomlar da birbirinin
aynı parçacıklardan oluşuyordu. Peki madem elementleri oluşturan
bütün atomlar aynı parçacıklardan oluşuyor, o halde elementleri
farklı kılan, sınırsız çeşitlilikte maddeyi oluşturan nedir?
 |
1- titanyum 2- sarı safir
3- pirit
4- topaz
5- mavi safir
6- kalsit
7- bakır
8- alçı taşı
9- flüorit
10- topaz
11- talk
12- demir |
13- zımpara
taşı
14- kömür
15- galen
16- quart
17-barit sülfüt 18- feldispat
19- elmas
20- apatit
21- altın
22-feldispat
23- kaya tuzu 24- quartz |
Elementleri temelde
birbirlerinden farklı kılan şey atomlarının çekirdeklerindeki
proton sayılarıdır. Burada görülen maddeleri birbirinden bu
denli değişik kılan işte bu farklılıktır. |
Elementleri temelde birbirlerinden farklı kılan şey, atomlarının
çekirdeklerindeki proton sayılarıdır. En hafif element olan hidrojen
atomunda bir proton, ikinci en hafif element olan helyum atomunda
iki proton, altın atomunda 79 proton, oksijen atomunda 8 proton,
demir atomunda 26 proton vardır. İşte altını demirden, demiri oksijenden
ayıran özellik, yalnızca atomlarının proton sayılarındaki bu farklılıktır.
Soluduğumuz hava, vücudumuz, herhangi bir bitki veya bir hayvan
ya da uzaydaki bir gezegen, canlı-cansız, acı-tatlı, katı-sıvı her
şey... Bunların hepsi sonuçta proton-nötron-elektronlardan meydana
gelirler.
FİZİKSEL VARLIĞIN SINIRI: KUARKLAR

Atomun çekirdeğindeki proton ve nötronlar kuark adı verilen
daha küçük parçacıkların biraraya gelmesiyle oluşurlar. |

Atomun yapısından kuark'ın yapısına: Modern hızlandırıcılar
kullanılarak, atomu oluşturan en küçük parçacıkları incelemek
mümkündür. Üstteki resim bu ilişkiyi boyutuna göre gösteriyor. |
Günümüzden 20 yıl öncesine kadar atomları oluşturan en küçük parçacıkların
protonlar ve nötronlar oldukları sanılıyordu. Ancak çok yakın bir
tarihte, atomun içinde bu parçacıkları oluşturan çok daha küçük
parçacıkların var olduğu keşfedildi.
Bu buluştan sonra, atomun içindeki "alt parçacıkları" ve onların
kendilerine has hareketlerini incelemek üzere "Parçacık Fiziği"
isimli bir fizik dalı ortaya çıkmıştır. Parçacık fiziğinin yaptığı
araştırmalar şu gerçeği açığa çıkarmıştır: Atomu oluşturan proton
ve nötronlar da aslında "kuark" adı verilen daha alt parçacıklardan
oluşmaktadırlar.
İnsan aklının kavrama sınırlarını aşan küçüklükteki protonu oluşturan
kuarkların boyutu ise daha da hayret vericidir: 10-18
(0,000000000000000001) metre.Protonun içinde bulunan kuarklar hiçbir
şekilde birbirlerinden çok fazla uzaklaştırılamazlar; çünkü, çekirdeğin
içindeki parçacıkları bir arada tutmaya yarayan "güçlü nükleer kuvvet"
burada da etki etmektedir. Bu kuvvet, kuarklar arasında adeta bir
lastik bant gibi görev yapar. Kuarkların arası açıldıkça bu kuvvet
büyür ve iki kuark birbirinden en fazla 1 metrenin katrilyonda biri
kadar uzaklaşabilir. Kuarklar arasındakibu lastik bağlar, güçlü
nükleer kuvveti taşıyan gluonlar sayesinde oluşur. Kuarklarla gluonlar
birbirleriyle son derece güçlü bir iletişim halindedir. Ancak, bilim
adamları bu iletişimin nasıl gerçekleştiğini halen keşfedememişlerdir.
"Parçacık Fiziği" alanında hiç durmadan parçacıklar dünyasını aydınlatmak
için araştırmalar yapılmaktadır. Fakat insanoğlu, sahip olduğu akıl,
bilinç ve bilgiye rağmen kendisiyle birlikte her şeyi oluşturan
özü ancak yeni yeni keşfedebilmektedir. Üstelik bu özün içine girdikçe
konu daha da detaylanmakta, insan kuark ismini verdiği parçacığın
10-18 m.lik sınırında takılmaktadır. Peki
bu sınırın da altında ne vardır?
Bugün bilim adamları bu konu ile ilgili çeşitli tezler öne sürerler,
ama yukarıda da belirttiğimiz gibi bu sınır fiziksel evrenin son
noktasıdır. Bunun altında bulunacak olan her şey madde ile değil,
ancak enerji ile ifade edilebilir. Asıl önemli olan nokta ise, insanın
tüm teknolojik imkanlarına rağmen yeni keşfedebildiği bir mekanda
çok büyük dengelerin, fizik kanunlarının zaten bir saat gibi işliyor
olmasıdır. Üstelik bu mekan evrendeki tüm maddenin ve insanın da
yapı taşını oluşturan atomun içidir.
İnsan ise kendi vücudundaki organlarda, sistemlerde her saniye
işleyen bu kusursuz mekanizmadan yeni yeni haberdar olmaya başlamıştır.
Bunları oluşturan hücrelerin mekanizmalarını öğrenmesi ise ancak
son birkaç on yıla dayanır. Hücrenin temelindeki atomların, atomların
içindeki proton ve nötronların, ve bunların da içindeki kuarkların
mekanizmalarındaki üstün yaratılışise, inançlı olsun ya da olmasın
herkesi hayrete düşürecek bir mükemmelliktedir. Burada asıl üzerinde
düşünülmesi gereken konu ise, tüm bu kusursuz mekanizmaların insan
yaşamındaki her saniye boyunca, insanın herhangi bir müdahalesi
olmadan, tamamen kontrolü dışında muntazam bir şekilde çalışmasıdır.
Tüm bunların üstün bir güç ve bilgi sahibi olan Allah tarafından
var edildiği ve denetiminin de yine Allah'a ait olduğu, akıl ve
vicdan sahibi her insan için çok açık bir gerçektir.
ATOMUN DİĞER UCU: ELEKTRONLAR
Elektronlar tıpkı dünyanın güneş çevresinde dönerken,
aynı zamanda kendi çevresinde dönmesi gibi, atom çekirdeğinin çevresinde
dönen parçacıklardır. Aynı, gezegenlerde olduğu gibi bu dönüş, bizim
yörünge adını verdiğimiz yollarda, çok büyük bir düzen içinde ve
hiç durmaksızın gerçekleşir. Fakat dünyayla güneşin büyüklükleri
arasındaki oran ile atomun içindeki oran çok farklıdır. Eğer elektronların
büyüklüğü ile dünyanın büyüklüğü arasında bir kıyas yapmak gerekirse,
bir atomu dünya kadar büyütsek, elektron sadece bir elma boyutuna
gelecektir.19

Yandaki resimde elektronların dalga hareketine göre çizdikleri
dört farklı yörünge tipi gösterilmektedir. Elektronlar parçacık
özelliğine göre de gezegenlerin Güneş'in çevresinde dönmeleri
gibi yörüngeler çizerler. Fakat elektronların sahip oldukları
bu farklı hareketler, onların tam olarak tanımlanmasını engellemektedir. |
En güçlü mikroskopların bile göremeyeceği kadar küçük bir alanda
dönüp-duran onlarca elektron, atomun içinde çok karışık bir trafik
yaratır. Burada dikkat çeken en önemli nokta, çekirdeği elektrik
yükünden oluşan bir zırh gibi kuşatan bu elektronların atomun içinde
en ufak bir kazaya yol açmamalarıdır. Üstelik atomun içinde yaşanacak
en ufak bir kaza atom için felaket olabilir. Ama böyle bir kaza
asla gerçekleşmez; tüm işleyiş mükemmel bir düzen ve kusursuz bir
sistem içinde devam eder. Çekirdeğin çevresinde saniyede 1.000 km.
gibi akıl almaz bir hızla hiç durmadan dönen elektronlar, birbirleriyle
bir kez bile çarpışmazlar. Birbirlerinden herhangi bir farkları
bulunmayan bu elektronların farklı farklı yörüngelerde bulunmaları,
son derece şaşırtıcıdır ve "bilinçli bir tasarım"ın ürünü olduğu
apaçıktır. Kütleleri ve hızları birbirlerinden farklı olsaydı çekirdeğin
etrafında farklı yörüngelere dizilmeleri doğal karşılanabilirdi.
Nitekim Güneş Sistemimiz'deki gezegenlerin dizilişi bu mantıktadır.
Yani birbirinden kütle ve hız olarak tamamen farklı olan gezegenler,
doğal olarak Güneş'in etrafında farklı yörüngelere yerleşmişlerdir.
Ama atomdaki elektronların durumu bu gezegenlerden tamamen farklıdır.
Tıpatıp birbirlerinin benzeri olan elektronların niçin çekirdek
etrafında farklı yörüngelere sahip oldukları, bu yörüngeleri nasıl
şaşmadan takip ettikleri, akıl almaz küçüklükteki boyutlarda akıl
almaz büyüklükteki süratleriyle nasıl çarpışmadıkları soruları bizleri
tek bir noktaya götürür. Bu eşsiz düzen ve hassas dengede karşımıza
çıkan tek gerçek Allah'ın kusursuz yaratışıdır.
Elektronlar, nötron ve protonların neredeyse ikibinde biri kadar ufak
parçacıklardır. Bir atomda, protonlarla eşit sayıda elektron bulunur
ve her elektron her bir protonun taşıdığı artı (+) yüke eşit değerde
eksi (-) yük taşır. Çekirdekteki toplam artı (+) yük ile elektronların
toplam eksi (-) yükü birbirini dengeler ve atom nötr olur.
Elektronların, taşıdıkları elektrik yükü itibariyle bazı fizik
kurallarına uymaları gerekir. Bu fizik kuralları "aynı elektrik
yüklerinin birbirini itmesi ve zıt yüklerin birbirlerini çekmesi"dir.
İlk olarak, normal koşullarda hepsi eksi yüklü olan elektronların
bu kurala uyup birbirlerini itmeleri ve çekirdeğin etrafından dağılıp-gitmeleri
gerekir. Ancak durum böyle olmaz. Eğer, elektronlar çekirdeğin etrafından
dağılsaydı, tüm evren boşlukta dolaşan, proton, nötron ve elektronlardan
ibaret olurdu. İkinci olarak; artı yüke sahip olduğu için çekirdeğin,
eksi yüklü elektronları kendine çekmesi ve elektronların da çekirdeğe
yapışmaları gerekirdi. Böyle bir durumda da çekirdek bütün elektronları
çeker ve atom kendi içine çökerdi.
Ancak bu olumsuzlukların hiçbiri olmaz. Elektronların az önce belirttiğimiz
(1.000 km/s) olağanüstü kaçış hızları, bunların birbirlerine uyguladıkları
itici kuvvet ve çekirdeğin elektronlara uyguladığı çekim kuvveti
o kadar hassas değerler üzerine kurulmuştur ki, bu üç zıt etken
birbirini mükemmel bir şekilde dengeler. Sonuçta atomdaki bu muazzam
sistem dağılıp parçalanmadan sürüp gider. Atoma etki eden bu kuvvetlerden
tek bir tanesinin, olması gerekenden biraz daha fazla veya biraz
daha az olması atomun hiçbir zaman var olmamasına neden olurdu.
Bu etkenlerin yanı sıra, çekirdekteki protonları ve nötronları
birbirine bağlayan nükleer kuvvetler olmasaydı, eşit yüke sahip
olan protonlar değil kenetlenmek, birbirlerine yaklaşamayacaklardı
bile. Aynı şekilde nötronlar da çekirdeğe hiçbir şekilde bağlanamayacaklardı.
Bunun sonucunda çekirdek, dolayısıyla atom diye bir şey olmayacaktı.
Bütün bu ince hesaplar, tek bir atomun bile başıboş olmayıp, Allah'ın
kusursuz denetiminde hareket ettiğinin bir göstergesidir. Aksi takdirde
içinde yaşadığımız evrenin daha başlamadan sonunun gelmesi kaçınılmaz
olurdu. Daha başlangıç anında bu süreç tersine döner, evren oluşamazdı.
Ancak her şeyin Yaratıcısı, sonsuz güç ve ilim sahibi olan Allah,
evrendeki tüm dengeler gibi, atomun içinde de çok hassas dengeler
kurmuştur ve bu sayede atom, mükemmel bir düzen ile varlığını sürdürmektedir.
Allah'ın yarattığı bu denge, bilim adamları tarafından yıllar boyunca
araştırılarak çözülmeye çalışılmış ve sonunda gözlenen olaylara
sadece çeşitli isimler takılmıştır: "elektromanyetik kuvvet", "güçlü
nükleer kuvvet", "zayıf nükleer kuvvet", "kütlesel çekim kuvveti"…
Ancak, yazının girişinde de değindiğimiz gibi, kimse "Neden?" sorusu
üzerinde düşünmemiştir. Örneğin, neden bu kuvvetler belirli şiddetlere,
belirli kurallara göre hareket ederler? Neden bu kuvvetlerin etkili
oldukları alanlar, takip ettikleri kurallar ve bu kuvvetlerin şiddetleri
büyük bir uyum içindedir?
Bütün bu sorular karşısında bilim adamları çaresiz kalmışlardır.
Çünkü yapabildikleri sadece olayların hangi sırayla geliştiğini
tahmin etmektir. Fakat yaptıkları araştırmaların sonucunda tartışmasız
bir gerçek ortaya çıkmıştır. Evrenin her yerinde tek bir atomu dahi
başıboş bırakmayan bir akıl ve irade sahibinin müdahalesi görülür.
Bu şekilde bütün kuvvetleri bir uyum içinde bir arada tutan tek
bir güç vardır, o da gücün ve kudretin tümünü kendisinde barındıran
Allah'tır. Allah dilediği anda dilediği yerde kudretini tecelli
ettirmektedir. En küçük atomundan uçsuz bucaksız galaksilere kadar
tüm evren de ancak Allah'ın dilemesi ve her an ayakta tutması ile
varlığını sürdürmektedir.
Bugüne kadar hiçbir bilim adamı atomdaki, dolayısıyla evrendeki
kuvvetlerin sebebini, kaynağını ve niçin belli durumlarda belli
kuvvetlerin ortaya çıktığını izah edememiştir. Bilimin yaptığı sadece
gerçekleri gözlemlemek ve bunları ölçüp birer "isim" takmaktır.
|
ELEKTRONLAR İNSANLARIN HİZMETİNDE
Elektrik, hayatımızın en önemli parçalarından
biridir. Onsuz hiçbir şey yapamıyoruz. Yemek yerken, televizyon
seyrederken, yolda giderken, temizlik yaparken tüm hayatımız
elektrikle iç içe…
Bir düğmeye basıyoruz çevremiz aydınlanıyor,
bir düğmeye basıyoruz tüm elektrikli aletler çalışmaya başlıyor.
İşte elektriğin hayatımızın her anında kullandığımız bu haline
elektrik akımı deniyor. Burada söz konusu olan akımı sağlayanlar
ise yazının başından bu yana incelediğimiz elektronlar.
Elektrik (-) negatif yük sahibi elektronların
ve iyonların hareketi sonucu oluşan yük akımıdır. Günlük hayatta
kullandığımız televizyon, buzdolabı gibi aletler 1-2 amper
elektrik çeker. Peki bu ölçü neyi ifade etmektedir?
Saniyede 1 Amper'lik akım demek, bir kesitten
saniyede 6 milyar kere milyar elektron geçişi demektir. Yıldırımda
ise bu sayı 1 milyon kat daha fazladır. |
Bu tür "isim takmalar" bilim dünyasında büyük buluşlar olarak değerlendirilir.
Halbuki, bilim adamları evrende yeni bir denge oluşturmaya, yeni
bir sistem kurmaya değil, sadece evrende var olan mevcut dengeyi
kavramaya-çözmeye çalışmaktadırlar. Yapılan şey de çoğunlukla, Allah'ın
evrendeki sayısız yaratılış harikasından birini bir ucundan gözlemleyip
buna bir isim vermekten ibarettir. Allah'ın yarattığı üstün bir
sistemiveya yapıyı tespit eden bir bilim adamı çeşitli bilimsel
ödüllere layık görülür, yüceltilir, insanlar ona hayranlık duyarlar.
Bu durumda asıl yüceltilmesi gereken hiç şüphesiz o yapıyı yoktan
var eden, akıl almaz derece hassas dengeler ve karmaşık hesaplarla
donatan ve bunun gibi daha sayısız, olağanüstü harikaları yaratan,
Rahman ve Rahim olan Allah'tır.
|
HIZLANDIRILAN PARÇACIKLAR
HIZLANDIRICILAR VE ÇARPIŞTIRICILAR
Maddenin temel yapı taşı olan parçacıkları
araştırmak, atomdan milyonlarca defa daha küçük parçacıkları
incelemekle mümkündür. Bu çok küçük parçacıkları incelemek
ise ancak çok küçük ve karmaşık parçacık fiziği deney düzenekleriyle
gerçekleştirilebilir. Çok karmaşık deneyler ise, çok yönlü
bilgisayar kullanımı ile kontrol edilebilir.
Yüksek enerji parçacık fiziği
maddenin temelinde bulunan yapı taşlarını ve bunların birbirleri
arasındaki etkileşimlerini inceleyen bilim dalıdır. Son yıllarda
yüksek teknoloji olanakları kullanan deneysel çalışmalar sayesinde
maddenin yapısı hakkındaki bilgilerimiz hızla gelişmektedir.
Parçacık fiziğinin araştırmaları kilometrelerce uzunluktaki
parçacık hızlandırıcı laboratuvarlarında yapılır. Parçacık
hızlandırıcılarında yüklü parçacıklardan, çoğunlukla proton
ve elektronlar, elektromanyetik alan içinde hızlandırılır
ve yönlendirilir. Hızlandırılan parçacıklar ya sabit hedefler
ile ya da birbirleri ile çarpıştırılır. Bu çarpışmalar sonucunda
ortaya çıkan parçacıkların incelenmesi çeşitli dedektör sistemleri
ile gerçekleştirilir.
1950'li yıllardan başlayarak hızla
gelişen hızlandırıcı ve dedektör teknolojileri sayesinde çok
yüksek enerjili çarpışmalar gerçekleştirilmiş ve bu çarpışmaların
gelişmiş detektör sistemlerininde incelenmesi ile maddenin
temeli diye bildiğimiz proton ve nötronların kuark ismini
verdiğimiz parçacıklardan oluşan bir alt yapısı olduğu anlaşılmıştır.
Ulaşılan yüksek enerjilerde yapılan ölçümler protonun yarıçapının
yüzde biri kadar olan uzaklıklarda maddenin yapısını araştırma
olanağı sağlamıştır.
Hızlandırıcı
laboratuvarları, kurulmaları ve çalıştırılmalarının çok masraflı
oluşları nedeniyle dünyada sayılı birkaç merkezde bulunmaktadır.
En önemlileri Cern (Cenevre), DESY (Hamburg), Fermilab-FNAL
(Chicago) ve SLC (California) olarak sayılabilir. Yüksek enerji
fizikçileri bu merkezlerde büyük gruplar halinde deneysel
çalışmalara katılmakta ve atomun sırlarını araştırmaktadırlar.
Bu laboratuvarlardan SLC'nin uzunluğu 3 km., CERN'in uzunluğuise
27 km.dir. Ama devlik yarışında birincilik, ABD'nin Texas
eyaletinin merkezinde kurulmakta ve çember çapı 85 kilometreyi
bulacak olan Amerikan projesi SSC'ye aittir… Söz konusu makinelerin
maliyeti de (SSC için bu rakam toplam 6 milyar dolar'dır)
boyutlarıyla birlikte doğal olarak artmaktadır.20
CERN parçacık fiziği laboratuvarı
yerin 100 metre altında ve 27 kilometre uzunluğunda inşa edilmiştir.
Parçacıklar bu uzun tünelde önce hızlandırılıp, daha sonra
birbirleriyle çarpıştırılırlar.
CERN parçacık fiziği laboratuvarı
İsviçre-Fransa sınırında kurulmuş, 19 Avrupa ülkesinin üyeliği
ile oluşan uluslararası nitelikte bir araştırma merkezidir.
Türkiye'nin de gözlemci statüsünde bulunduğu bu laboratuvarın
temel araştırma konusu maddenin temel yapısı ve bu yapıyı
oluşturan temel parçacıklardır. 3000'e yakın fizikçi, mühendis,
teknisyen ve idari personelin çalıştığı laboratuvarda 6000'in
üstünde üye fizikçi laboratuvara gelerek çalışmalar yapabilmektedir. |

Elektronlar atomun içinde son derece karmaşık bir yörünge
izlerler. Bu küçük alanda şehir trafiğinden çok daha kalabalık
bir ortam oluşmasına rağmen, en ufak bir düzensizlik yaşanmaz. |
ELEKTRONLARIN YÖRÜNGESİ
En güçlü mikroskopların bile göremeyeceği kadar küçük bir alanda
dönüp duran onlarca elektron, daha önce de belirtildiği gibi atomun
içinde son derece karışık bir trafik yaratırlar. Ancak bu trafik,
en sistemli şehir trafiğiyle bile kıyas edilemeyecek kadar düzenlidir
ve elektronlar hiçbir şekilde birbirleriyle çarpışmazlar. Çünkü
elektronların her birinin ayrı bir yörüngesi vardır ve bu yörüngeler
hiçbir zaman birbiriyle çakışmaz.
Atom çekirdeğinin çevresinde 7 tane yörünge vardır. Asla değişmeyen
bu 7 yörüngedeki elektron sayısı da bir matematiksel formülle belirlenmiştir:
2n2. Atomların tüm yörüngelerinde bulunabilecek en fazla elektron
sayısı işte bu formülle sabitlenmiştir (formüldeki "n" harfi, yörünge
numarasını belirtir).
Evreni oluşturan sınırsız sayıdaki atomun elektron yörüngelerinin
asla şaşmadan 2n2 formülüne uyarak belirli bir sayıda kalmaları
bir düzenin göstergesidir. Elektronlar inanılmaz hızlarda hareket
etmelerine rağmen, atomun içinde herhangi bir kargaşanın çıkmaması
da yine bu eşsiz düzenin bir devamıdır. Bu, tesadüflerin asla açıklayamayacağı
bir düzendir. Bu düzenin var olabilmesinin tek açıklaması Kuran'da
bildirildiği gibi Allah'ın her şeyi kudretinin bir tecellisi olarak
düzen ve intizam içinde yaratmış olmasıdır.
|
KURAN'DAN İŞARETLER
Elektronların yörüngesi konusunu incelerken Kuran'da
bu konuya işaret eden bir ayet hakkında da düşünmek gerekir.
Atom çekirdeğinin çevresinde 7 yörünge vardır. Her yörüngenin
üzerinde ise sayısı belli olan elektronlar bulunmaktadır.
Kuran ayetlerinde gökyüzünün ve yeryüzünün tabakalarını oluşturan
katmanları anlatmak için kullanılan 7 kat gök ifadesi, atomun
göğü olarak bilinen yörüngelere de işaret ediyor olabilir.
O, biri diğeriyle 'tam
bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman
(olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk'
(tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi
bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? (Mülk
Suresi, 3)
Bu sayı hiçbir zaman değişmez; ne altı olur ne
de sekiz. Burada mucizevi olan şey, elektronun yedi yörüngesine
işaret eden bu sayının ayetle tam bir uyum göstermesidir. |
Ayetlerden anlaşıldığı gibi Alemlerin Rabbi olan Allah, her şeyi
kusursuz bir ölçü, hesap ve düzen içinde yaratandır. Bu ölçü ve
hesap, atomun en küçük parçacığından uzaydaki devasa gök cisimlerine,
güneş sistemlerine, galaksilere kadar, bunların arasındakiler de
dahil, bütün varlıklar alemini içine alır. Bu da Allah'ın sonsuz
gücünün, ilminin, sanatının ve hikmetinin bir sonucudur. Allah,
yarattığı varlıklardaki ve sistemlerdeki mükemmel ölçü, düzen, denge
ve hesaplarla bu sıfatlarını insanlara tanıtır. Sonsuz kudretini
gözler önüne serer. İştebütün bilimsel araştırmaların, hesaplamaların
insanı ulaştırması gereken asıl gerçek budur.
DALGA MI, PARÇACIK MI?
Elektronlar ilk keşfedildiklerinde, bunların tıpkı çekirdeğin
içinde bulunan proton ve nötron gibi parçacıklar oldukları sanılıyordu.
Ancak daha sonra yapılan deneylerde aynı ışık parçacıkları yani
fotonlar gibi dalga özellikleri de gösterdikleri ortaya çıktı.
Işığın, tıpkı havuza atılan bir taşın su yüzeyinde yaptığı dalgalanmalar
gibi yayıldığı bilinmektedir. Ancak ışık, bazen de sanki maddi parçacık
özelliği taşımakta ve pencere camına vuran yağmur damlaları gibi
kesik kesik, aralıklı darbeler halinde gözlenmektedir. İşte aynı
ikilem bu kez elektronda da yaşandı. Tabii bu durum bilim dünyasında
büyük bir kargaşa yarattı. Bu kargaşa ünlü Kuramsal Fizik Profesörü
Richard P. Feynman'ın sözleriyle şöyle çözüldü:
Elektronların ve ışığın nasıl davrandıklarını
artık biliyoruz. Nasıl mı davranıyorlar? Parçacık gibi davrandıklarını
söylersem yanlış izlenime yol açmış olurum. Dalga gibi davranırlar
desem, yine aynı şey. Onlar kendilerine özgü, benzeri olmayan bir
şekilde hareket ederler. Teknik olarak buna "kuantum mekaniksel
bir davranış biçimi" diyebiliriz. Bu, daha önce gördüğünüz hiçbir
şeye benzemeyen bir davranış biçimidir... Bir atom, bir yayınucuna
asılmış sallanan bir ağırlık gibi davranmaz. Küçücük gezegenlerin
yörüngeler üzerinde hareket ettikleri minyatür bir güneş sistemi
gibi de davranmaz. Çekirdeği saran bir bulut veya sis tabakasına
da pek benzemez. Daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir
şekilde davranır. En azından bir basitleştirme yapabiliriz: Elektronlar
bir anlamda tıpkı fotonlar gibi davranırlar; ikisi de "acayiptir",
ama aynı şekilde. Nasıl davrandıklarını algılamak bir hayli hayal
gücü gerektirir; çünkü açıklayacağımız şey bildiğimiz her şeyden
farklıdır.21
Bilim adamları, elektronların bu şekilde davranmalarını
hiçbir şekilde açıklayamadıkları için çözüm olarak bu harekete yeni
bir isim takmışlardır: "Kuantum Mekaniksel Hareket". Bu noktada
görülen olağanüstülüğü ve düştüğü hayreti yine Profesör Feynman,
"…kendinize sürekli "Ama bu nasıl olabilir?" diye sormayın; çünkü
çabanız boşunadır; şimdiye kadar hiç kimsenin kurtulamadığı bir
çıkmaz sokağa girersiniz. Bunun neden böyle olabildiğini hiç kimse
bilmiyor." sözleriyle dile getirmektedir.22
Ancak, burada Feynman'ın bahsettiği "çıkmaz sokak" aslında çıkmaz
değildir. Burada bazılarının bir türlü işin içinden çıkamamalarının
sebebi, ortadaki açık delillere rağmen bu inanılmaz sistemlerin
ve dengelerin üstün bir Yaratıcı tarafından var edildiğini kabul
edememeleridir. Halbuki durum son derece açıktır: Allah evreni yoktan
var etmiş, olağanüstü dengelere dayalı ve örneksiz olarak yaratmıştır.
İçinden bir türlü çıkılamayan, anlaşılamayan ve bilim adamlarının
her fırsatta "Ama bunasıl olabilir?" diye kendi kendilerine sordukları
sorunun cevabı, her şeyin yaratıcısının Allah olduğu ve her şeyin
onun yalnızca "OL" demesiyle var olduğu gerçeğinde yatmaktadır.
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır.
O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da
hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)
ELEKTRONLARIN KAPISINI AÇTIĞI RENGARENK DÜNYA
Kapkara bir dünyada yaşamak nasıl olurdu, hiç düşündünüz mü? Bedeniniz,
çevrenizdeki insanlar, denizler, gökyüzü, ağaçlar, çiçekler, kısacası
her şeyin kapkara olduğunu gözünüzde bir canlandırın. Böyle bir
yeryüzünde yaşamayı hiç istemezdiniz öyle değil mi?
Peki, yeryüzünü renkli kılan nedir? Dünyamızı olağanüstü güzel
kılan renkler nasıl oluşmaktadırlar?
Maddenin yapısında bulunan bazı özellikler bizim maddeyi renkli olarak
algılamamıza yol açarlar. Evet; renkler, elektronların atom içindeki
bazı hareketlerinin doğal bir sonucu olarak oluşur. Bu noktada "Elektronların
hareketiyle renklerin ne ilgisi olabilir?" diye düşünebilirsiniz.
Bu ilişkiyi hemen kısaca açıklayalım.
Elektronlar sadece belirli yörüngelerde dönerler. Bu yörüngelerin
7 tane olduğundan az önce bahsetmiştik. Her bir yörünge belirli
bir enerji seviyesine sahiptir. Söz konusu enerji seviyesi yörüngenin
çekirdekten olan uzaklığına bağlı olarak değişir. Bir yörünge çekirdeğe
ne kadar yakınsa elektronun enerjisi o kadar az, çekirdeğe ne kadar
uzaksa enerjisi o kadar yüksek olur.
Elektronların yörüngelerinin her birinin altında da "alt yörüngeler"
vardır. Elektronlar, bulundukları yörüngenin "alt yörüngeleri" arasında
sürekli olarak hareket ederler.
Elektronun yörüngeler arasında seyahat etmesi için dışardan enerji
alması gerekir. Bu enerjinin kaynağı ise "foton"dur.
|

Güneşten dünyamıza ulaşan ışınların yüzde yetmişi dünya üzerindeki
canlılığın var olması için en uygun olan ışınlardır. |
Foton, en basit anlatımıyla "ışık parçacığı"dır. Evrendeki yıldızların
hepsi birer foton kaynağıdır, Dünyamız içinse en önemli kaynak elbette
ki Güneş'tir. Fotonlar Güneş'ten saniyede 300.000 km. hızla tüm
uzaya dağılırlar.
Güneş'ten dünyaya gelen bu fotonlar yeryüzündeki maddelerin atomlarına
çarptıklarında, atomların elektronlarında seyahatler başlar. Bu enerji
desteği sayesinde seyahat yapabilen elektronlar, kendi yörüngelerine
geri döndüklerinde gözümüze gelen rengi oluşturacak fotonu dışarı
yollarlar. Birkaç cümlede özetlediğimiz bu işlemlerin her biri hiçbir
aksama göstermeden ilk yaratılıştan beri devam eder. Her bir aşaması
çok büyük plan ve düzen içinde işler. Öyleki elektronlar ve fotonlar
arasındaki bu sistemin bir bölümünün bile işlememesi renksiz, hatta
karanlık bir evrenin olmasına neden olurdu.
Karanlık evren yerine renkli bir evrenin oluşabilmesı için bir
plan ve düzen içinde işlemesi gereken bu aşamaları tekrar sıralayalım:
Yeryüzüne
güneşten gelen ışık, foton tanecikleri halinde yayılır. Yeryüzünde
yayılan bu foton tanecikleri maddelerin atomlarına çarpar.
Fotonlar
atomların içlerine pek ilerleyemez. Yörüngelerindeki elektronlara
çarparlar.
Elektronlar
kendilerine çarpan bu fotonları yutarlar.
Elektronlar
yuttukları fotonların enerjisini de aldıkları için daha yüksek enerji
seviyesine sahip olan bir yörüngeye geçerler.
Bu
elektronlar eski durumlarına geri dönmek isterler.
Kendi
yörüngelerine geri dönerken de dışarıya yine enerji yüklü bir foton
gönderirler.
İşte
elektronlardan yansıyan bu fotonlar o cismin rengini belirler. Tüm
bu işlemlerin sonucunda bir cismin rengi gerçekte o cisimden yansıyarak
gözümüze ulaşan bu ışık taneciklerinin bir karışımı olur. Genellikle
kendi ışık yaymayan ve güneşten aldığı ışığı yansıtan bir cismin
rengi, hem aldığı ışığa, hem de bu ışık üzerinde yaptığı değişikliğe
bağlıdır. Beyaz ışıkla aydınlatılan cisim "kırmızı" görünüyorsa
bunun sebebi güneş ışığından kendisine gelen karışımın büyük bölümünü
soğurması ve yalnızca kırmızıyı yansıtmasıdır. Burada "soğurmak"tan
kastedilen şudur:
Yukarıda da belirttiğimiz gibi atomdaki her bir yörüngenin altında
bir de alt yörüngeler vardır ve elektronlar bu alt yörüngeler arasında
seyahat ederler. Her yörüngenin belli bir enerji seviyesi vardır
ve elektronlar bulundukları alt yörüngenin enerji seviyesi kadar
enerji taşırlar. Yörüngeler çekirdekten uzaklaştıkça sahip oldukları
enerji miktarları da artar. Elektron, bulunduğu alt yörüngeden yukarıdaki
başka bir alt yörüngede, bir elektronluk boş yer olduğunda bir anda
yok olur. Ve üst enerji seviyeli alt yörüngede ortaya çıkar. Yalnız
elektronun bu hareketi yapabilmesi için enerjisini geçiş yaptığı
alt yörüngenin gerektirdiği enerjiye çıkartması gerekir. Elektron,
enerjisini Güneş'ten gelen foton parçacıklarını soğurarak (yutarak)
artırır. Durumu birkaç örnekle daha anlaşılır hale getirebiliriz:
Bir Morpho Kelebeğini ele alalım. Kelebekteki pigmentler, bütün
güneş ışığını soğurup mavi rengi yansıtırlar. Yansıtılan bu renge
ait ışık parçacıkları, gözdeki retinaya ulaştığında, mavi olarak
algılanacak şekilde retinadaki koni hücreler tarafından elektrik
sinyaline çevrilir ve beyne gönderilir. Ve mavi renk beyinde oluşur.
|

Renklerin oluşumundaki bu üstün tasarım, bizleri tek bir gerçeğe
götürmektedir: Evren, en küçük parçasından en büyüğüne kadar
çok büyük bir uyum ve düzen içinde yaratılmıştır. Renklerdeki
sanat Allah'ın kusursuz yaratış delillerinden bir tanesidir. |
Yani bir cismin rengi, ışık kaynağından gelen ışığın özelliğine
ve söz konusu cismin bu ışığın ne kadarını dışarı yansıttığına bağlıdır.
Örneğin bir elbisenin rengi, güneş ışığında veya bir mağazada bakıldığında
aynı değildir. Bir cisim şayet beynimiz tarafından siyah olarak
algılanıyorsa, demektir ki bu cisim Güneş'ten gelen bütün ışığı
soğuruyor ve dışarı hiç ışık yansıtmıyor. Aynı şekilde eğer cisim
Güneş'ten gelen ışığın tümünü birden yansıtıyorve hiç ışık soğurmuyorsa
beynimiz tarafından beyaz olarak algılanmaktadır. Bu durumda üzerinde
dikkatle düşünülmesi gereken noktalar şunlardır:
1. Cismin rengi, ışık kaynağından gelen ışığın özelliklerine bağlıdır.
2. Cismin rengi, kendi yapısındaki moleküllerin elektronlarının
hareketine, bu elektronların hangi ışığı soğurup hangisini soğurmayacağına
bağlıdır.
3. Cismin rengi, retinaya çarpan fotonu beynimizin nasıl algılayacağına
bağlıdır.
Bu noktada bir kere daha durup düşünelim.
Gözle görülemeyecek kadar küçük bir madde olan atomun çekirdeğinin
etrafında inanılmaz bir süratle dönen elektronlar, mevcut yörüngelerinden
bir anda kaybolup alt-yörünge adı verilen bir başka mekana geçiyorlar.
Bu geçiş için alt-yörüngede boş bir yerin olması da şart. Bu esnada
ihtiyaç duydukları enerjiyi foton soğurarak temin ediyorlar. Sonra
asıl yörüngelerine geri dönüyorlar. Bu hareket esnasında insan gözünün
algılayabileceği renkler oluşuyor. Üstelik sayıları trilyonlarla
ifade edilebilecek kadar çok atom, her saniye hiç durmadan bunu
yapıyor. Bizler de bu sayede hiç kesintisiz bir "görüntü" elde ediyoruz.
|

Güneş'ten gelen fotonlar yeryüzündeki maddelerin yapılarını
etkileyerek, renkli bir dünya görmemizi sağlar. |
Bu müthiş mekanizma, insan yapısı hiçbir makinenin işleyişine benzetilemez.
Örneğin bir saat tek başına çok karmaşık bir mekanizmaya sahiptir
ve saatin doğru olarak çalışabilmesi için tüm parçalarının (çarklar,
dişliler, vidalar, somunlar, vs.) doğru yerlerde, doğru biçimde
bulunması şarttır. Bu mekanizmada en küçük bir aksama, saatin işleyişine
zarar verir. Fakat atomun yapısını ve elektronların yukarıda anlattığımız
mekanizmasının işleyişini düşününce, bir saatin yapısının basitliği
açıkça ortaya çıkıyor. Dediğimiz gibi bu mekanizma insan eliyle
yapılan hiçbir sistemle kıyaslanamayacak kadar karmaşık, mükemmel
ve kusursuzdur. Kuşkusuz akıllara durgunluk verecek kadar karmaşık
olan ve böylesine kusursuz işleyen bir sistem, materyalist bilim
adamlarının iddia ettiği gibi kendi kendine, tesadüfler sonucunda
ortaya çıkmış olamaz.
Şimdi şöyle bir soru soralım: Issız bir çölde ilerlerken yerde
işleyen bir saat görseniz, bunun toz, toprak, kum ve taşlardan şans
eseri oluştuğunu düşünür müsünüz? Bunu hiç kimse düşünmez, çünkü
saatteki tasarım ve akıl her yönüyle gözler önündedir. Oysa tek
bir atomdaki tasarım ve akıl, yukarıda da söylediğimiz gibi insan
yapısı herhangi bir mekanizmayla kıyaslanmayacak kadar üstündür.
Bu aklın sahibi de büyük ilim sahibi, her şeyi bilen, gören ve yaratan
Allah'tır.
Allah gördüğümüz ve göremediğimiz her yeri sonsuz
bir sanatla yaratmış ve bizim haberimiz bile olmadığı halde sayısız
sebebi bizim emrimize vermiştir. Daha önceden hiç bilmediğimiz,
belki de öğrenmeyi hiç aklımıza getirmediğimiz renkler konusu, bilim
ilerledikçe tüm detayları ve karmaşıklığıyla gözlerimizin önüne
serilmiştir. Bilimsel gelişme ve ilerlemelerin, akıl ve vicdan sahibi
her insanın Allah'ın varlığına inanmasına vesile olacağı gözardı
edilemez bir gerçektir. Ancak tüm bunlara rağmen evrenin her noktasında
şahit olunan üstün sanatı ve aklı görmezlikten gelenler olabilmektedir.
Ünlü bilim adamı Louis Pasteur bukonuyla ilgili ilginç bir tespit
yapmıştır: "Bilimin azı Allah'tan uzaklaştırır, ama çoğu, O'na götürür."23
İnsan, çevresini saran yaratılış örnekleri hakkında bilgisi arttıkça,
Allah'ın kendisini her yönden kuşattığını, gökten yere her işi onun
düzenlediğini, kontrolünü elinde tuttuğunu, kendi canının bir gün
mutlaka alınacağını ve dünyada yaptıklarından hesaba çekileceğini
çok daha iyi kavrayabilir. İşte bizim de çevremizde gelişen sayısız
olayla ilgili bilgimiz arttıkça her geçen gün Allah'ın ilmine olan
hayranlığımız da artmaktadır. Bu hayranlık ise Allah'ın sonsuz kudretini,
gücünü mümkün olduğunca idrak etme ve dolayısıyla O'ndan gereği
gibi korkup-sakınma yolunda çok önemli bir adımdır.
PARÇACIKLARIN PROGRAMLANMIŞ HAREKETİ
Buraya kadar, atomu oluşturan parçacıkların özelliklerini inceledik.
Şimdi bu parçacıkların, daha önce bahsetmediğimiz ortak bir özelliğini
ele alacağız: "Spin Dönüşü".

"Spin hareketi" basit olarak nesnenin kendi ekseni etrafında
dönmesi anlamına gelir. Evrendeki bütün sistemlerde spin hareketi
çok önemli bir rol oynar. Atomun içindeki parçacıklardan uzaydaki
yıldızlara kadar bütün sistemler bu hareket üzerine kurulmuştur.
Spin hareketini dünya üzerinde araştıran bilim adamları ellerindeki
tekniklerle bu görüntüleri yakalama imkanı elde etmişlerdir.
Atomaltında ise bu hareketi görüntülemek, günümüz teknolojisiyle
henüz mümkün olmamıştır. |
Atomu oluşturan parçacıkların kendi eksenleri etrafında olağanüstü
bir hızla dönüşlerine "spin" adı verilir. Evrendeki pek çok sistemde
spin hareketi önemli bir rol oynar. Atomun içindeki parçacıklardan
uzaydaki yıldızlara kadar bütün sistemler bu hareket üzerine kurulmuştur.
Parçacıkların spin hareketi ise ilk kez 1925 yılında fark edildi
ve bu dönüş "Pauli Dışlama İlkesi" olarak anılmaya başlandı. Bu
ilkeye göre, iki benzer parçacık aynı duruma sahip olamazlar, yani
belirsizlik ilkesinin tanımladığı sınırlar içinde hem aynı konumda,
hem de aynı hızda bulunamazlar. Bu kuralı şu şekilde açıklayabiliriz:
Bildiğiniz gibi atom son derece küçük bir yapıdır ve o küçük yapının
içinde de çok karmaşık bir trafik vardır. Eğer bu yapıyı oluşturan
birbirine benzer parçacıklar aynı hızda ve aynı yönde hareket etselerdi
ne olurdu, bir düşünelim: Önce, protonu oluşturan 3 kuarkı ele alalım.
3 kuark aynı anda, aynı hızda ve aynı yönde hareket ettikleri takdirde,
artık 3 kuark diye bir şey kalmaz, hepsi de tek bir kuark halini
alırlar. Böyle bir durumda da protonların oluşması mümkün olmaz
ve çekirdek, dolayısıyla atom oluşamaz. Çünkü kuark bir enerjiden
ibarettir ve aynı yönde ve aynı hızda hareket eden 3 ayrı enerji
olabilmesi mümkün değildir. Bunların bir şekilde birbirlerinden
ayrılmaları gerekir. Bu ayrım da ancak hareket farklılıklarıyla
oluşabilmektedir. Ancak bu şartla, kuarklar (enerji paketçikleri),
nötronları ve protonları oluşturabilirler. Şayet, kuarkların hepsi
aynı yönde ve aynı hızda hareket etselerdi, ne protonlar, ne nötronlar,
ne de çekirdek oluşabilirdi. Sonuç olarak, atomlar, moleküller dolayısıyla
da madde var olamazdı.
Görüldüğü gibi, "spin" hareketi, şu ana kadar gördüğümüz diğer
tüm özelliklerde olduğu gibi, evrenin oluşumunda son derece hayati
bir öneme sahiptir. Stephen Hawking bu durumu şöyle ifade etmiştir:
"Eğer dünya, dışlama ilkesi olmadan yaratılsaydı
kuarklar, birbirinden ayrı ve kesin tanımlı proton ve nötronları
oluşturamazdı. Proton ve nötronlar da elektronlarla birlikte atomları
oluşturamazlardı. Hepsi, oldukça düzgün, yoğun bir 'çorba' oluşturmak
üzere bir araya çökerdi".24
Bilim bugün atom altı parçacıkların bu olağanüstü hareketlerini
keşfetmiştir, ama parçacıkların neden böyle hareket ettiklerini
bir türlü açıklayamamaktadır. Bu şuursuz parçacıkların spin şeklinde
hareket edebilmeleri için, bu hareketlerinin sonucunda atomu oluşturacaklarını
idrak edebilmeleri gerekir. Bu idrakin arkasından da ne şekilde
hareket edeceklerine karar vermeleri, yani bir strateji belirlemeleri
şarttır. Hangi parçacığın, hangi yönde ve hangi hızda hareket edeceği
son derece detaylı bir şekilde belirlenmelidir. Daha sonra sıra
bu stratejiyi evreni oluşturan sonsuz sayıdaki parçacığa duyurmaya
ve hepsinin bu stratejiye uymasını sağlamaya gelmektedir. Strateji
tüm parçacıklara duyurulur ve tüm parçacıklar ne şekilde hareket
etmeleri gerektiğini öğrenirler. Şimdi, cevaplanması gereken çok
önemli bir soru vardır ki bu soru bizi en başa döndürmektedir: Neden
tüm parçacıklar bu stratejiye uymakta, yani itaat etmektedirler?
Neden bir parçacık bile bu kurala itiraz etmemektedir? Tüm bu parçacıkların,
burada saydıklarımızı uygulayabilecek şuur, akıl, irade ve zekaları
mı vardır? Elbette hayır. Kütlesi bile olmayan, sadece enerjiden
ibaret olan bu parçacıkların, hiç şüphesiz ne kendilerine ait bir
akılları, ne de müstakil bir iradeleri olabilir. Burada karşımıza
çıkan, Allah'ın sonsuz aklı, sonsuz gücü ve sonsuz ilmidir. Allah,
tüm bu parçacıklara, boyun eğdirmiş ve böylece evreni yaratmıştır.
|