|
Canlıların “Aile” İçindeki Fedakarlıkları
Hayvanların bir kısmı, yaşamları boyunca veya çok uzun bir süre
diğer aile üyeleriyle birlikte kalırlar. Örneğin penguenler ve kuğular
ölene kadar aynı eşle birlikte yaşayan canlılardandır. Dişi filler ve
kaplanlar ise anneleri ve hatta anneanneleri ile birlikte kalırlar.
24
Memelilerde genellikle erkekler kendilerine bir aile kurarlar. Bu ailede
dişiler ve yavrular bulunur. Ancak aile sahibi olmak özellikle yetişkin
hayvanlara önemli sorumluluklar getirir. Erkek, tek başına yaşayan türdeşlerine
kıyasla çok daha fazla avlanmalıdır. Ayrıca kendini kolaylıkla koruyabilecekken,
artık koruması ve kollaması gereken başka bireyler de vardır. Üstelik
savunmasız yavruları korumak, çoğu zaman önemli fedakarlıklar gerektirir.
Hayvanların aile kurabilmek ve sonra da aile bireylerine bakabilmek için
büyük çaba harcamaları, hayatlarını tehlikeye atmaları, rahatlarını kaçırmaları
üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Hayvanlar neden zor olanı seçmektedirler?
Hayvanların bu tercihleri Darwin'in "güçlü olan yaşar, zayıf olan
ise ezilerek yok olur" tezini tamamen geçersiz kılmaktadır. Çünkü
ilerleyen sayfalarda çok fazla örneğini göreceğimiz gibi, doğada zayıflar
ezilmemekte, aksine çoğu zaman güçlüler tarafından "ölmek pahasına"
korunmaktadırlar.
AİLE BİREYLERİNİN BİRBİRLERİNİ TANIMALARI
|

Penguenler avlanmaya giderlerken, yavrularını
birarada bırakırlar. Böylece yavrular birbirlerine sokularak soğuktan
korunurlar. Peki penguenler döndüklerinde yavrularını nasıl tanırlar?
Allah, penguenleri birbirlerini seslerinden tanıyabilme yeteneği
ile yaratmıştır. Bu sayede birbirinin tıpatıp aynısı olan penguenler,
yavrularını ve eşlerini kolaylıkla tanıyabilirler.
|
Toplu olarak yaşayabilmeleri için her şeyden önce, bir aileye mensup
canlıların birbirlerini tanıyabilmeleri gereklidir. Nitekim oldukça geniş
alanlarda, çok kalabalık koloniler halinde yaşayan canlılar dahi kendi
yavrularını, eşlerini, anne-babalarını veya kardeşlerini tanıyabilirler.
Her türün birbirini tanıma yöntemi farklıdır. Örneğin yerde yuva yapan
kuşlar, yavrularının hem sesini, hem de görüntüsünü tanırlar. Bunlardan
biri olan Ringa balığı martıları ise yavrularını çok büyük koloniler içinde
yetiştirir. Ancak buna rağmen, yavruları görüş alanlarında olmasa dahi,
onların ihtiyaç içindeki seslenişlerine hemen karşılık verebilirler, kesinlikle
onların sesini diğerleri ile karıştırmazlar. Yavrularının bulunduğu alana
yabancı bir yavru girdiğinde hemen ayırt ederek onu o bölgeden uzaklaştırırlar.
25
Memeliler ise yavrularını genellikle kokularından tanırlar. Yavru doğar
doğmaz anne onu koklar ve bundan sonra yavrusunu kesinlikle diğer yavrularla
karıştırmaz. 26
Bu konuda en başarılı canlılardan biri penguenlerdir. Birbirlerinin aynısı
olan bu canlıların arasında, dikkatli bir gözle bakıldığında dahi, ayırım
yapabilmek neredeyse imkansızdır. Bu yüzden penguen ailesinin üyelerinin
birbirlerini hiç güçlük çekmeden tanıyabilmeleri oldukça şaşırtıcıdır.
Özellikle de dişi penguenin 2-3 ay boyunca eşi ve yavrusu için yiyecek
aramaya gidip, dönüşte her ikisini de tanıyabildiği düşünülürse…
|

Birçok memeli hayvan yavrusunu doğduktan
hemen sonra yalayarak temizler ve bu sırada onun kokusunu da tanımış
olur. Bu sayede yavrusunu diğer hayvanların arasından rahatlıkla
ayırt edebilir.
|
Anne penguen 2 veya 3 ay sonra geri döndüğünde, yüzlerce penguen arasından
yavrusunu ve eşini kolaylıkla bulur. Daha da ilginç olanı, yetişkin penguenler
denize avlanmaya gitmeden önce kolonideki tüm yavruları toplarlar ve onları
sanki bir çocuk yuvasındaymış gibi birarada bırakırlar. Bu davranışları
dondurucu soğuğa karşı bir önlemdir. Birarada duran yavrular sıkıca birbirlerine
yaklaşırlar ve böylece ısınırlar. Ancak bir sorun vardır? Yetişkin penguenler
avlanmadan döndüklerinde yüzlerce yavru arasından kendi yavrularını nasıl
bulacaklardır? Bu, penguenler için bir sorun değildir. Her penguen döndüğünde
sesinin en yüksek tonuyla bağırmaya başlar ve her yavru annesini veya
babasını sesinden tanıyarak onların yanına gider. 27
Kuşkusuz binlerce penguen arasında birbirlerini ayırt etmelerini sağlayacak
en uygun yöntem seslerinden tanımalarıdır. Peki nasıl olmuş da görünümleri
tıpatıp aynı olduğu halde birbirlerini ayırt edebilmek için penguenlerin
her biri farklı farklı seslere sahip olmuşlardır? Dahası penguenler birbirlerinin
seslerini ayırt etme yeteneğini nereden kazanmışlardır? Hiçbir penguen
bu özellikleri ve yetenekleri kendi iradesiyle akletmiş ve kazanmış olamaz.
Bunların, penguenlere "verilmiş" olması gereklidir. Peki bu
özellik ve yetenekleri onlara veren kimdir? Evrimcilere göre "doğa"
vermiştir. Acaba doğanın hangi öğesi hayvanlara böyle bir bilinci kazandırabilir?
Kutup bölgesindeki buzlar mı? Kayalıklar mı? Elbette cevap bunların hiçbiri
olamaz çünkü evrimcilerin birçok güç ve yetenek atfettikleri doğa taştan,
kayalardan, ağaçlardan, buzlardan oluşan, ve kendisi de yaratılmış olan
bir varlıklar bütünüdür. O halde yukarıdaki sorunun cevabı açıktır: Penguenlerin
her birini farklı bir ses ve diğerlerinin sesini tanıma yeteneği ile yaratan
ve böylece yaşantılarını kolaylaştıran, her şeyi "kusursuzca var
eden" Allah'tır.
YAVRULAR İÇİN İNŞA EDİLEN KONFORLU YUVALAR
Hayvanların, özellikle de yavruların korunmasında "yuvalar"ın
önemli bir fonksiyonu vardır. Bu nedenle birçok canlı türü şaşırtıcı teknikler
kullanarak, çok sayıda mimari detaylara sahip yuvalar inşa ederler. Yuvaların
inşasında çok farklı teknikler kullanılır. Hayvanlar çoğu zaman bir mimar
gibi plan yapar, gerçek bir duvar ustası gibi çalışır, bir mühendis gibi
teknik çözümler getirir, bazen de bir dekoratör gibi yuvalarını dekore
eder, süslerler. Çoğu zaman bu usta müteahhitler yuvalarını hazırlayabilmek
için gece gündüz hiç durmadan çalışırlar. Eğer eşleri varsa, işbölümü
yaparak birbirlerine yardım ederler. En çok özen gösterilen yuvalar ise,
yeni dünyaya gelecek yavrular için hazırlanan yuvalardır.
Yuvaların hazırlanış teknikleri, bilinci ve zekası olmayan bir canlıdan
beklenmeyecek kadar mükemmeldir. İlerleyen sayfalarda örnekleri verilecek
olan bu yuvaların, hayvanlarınkendi zekalarıyla tasarlanamayacakları çok
açıktır. Çünkü hayvanların bu yuvaları inşa etmeden önce birçok aşamayı
planlamış olmaları gerekir. Öncelikle yumurtalarının veya yavrularının
güvenliği için bir yuvaya ihtiyaçları olduğunu belirlemeleri gerekir.
Daha sonra ise yuva için en uygun yeri tespit etmelidirler, çünkü hiçbir
canlı yuvasını rastgele bir yere yapmaz.
|
Çulhakuşları, büyük
bir çaba harcayarak, topladıkları çeşitli malzemelerle, bir dala
astıkları küre şeklinde yuvalar kurarlar.
|
Yuvanın yapısı ve kullanılan materyaller de bulunulan ortama göre "özel
olarak" seçilir. Örneğin deniz kuşları su kenarlarında yaşadıkları
için, ani su baskınlarına karşı suya gömülmeyen ve suda yüzebilen otlardan
oluşan özel yuvalar kurarlar. Kamışlıkların bulunduğu alanlarda yaşayan
kuşlar ise, rüzgarda sallandığında yuvadaki yumurtaların düşmemesi için
geniş ve derin yuvalar yaparlar. Bunun yanı sıra çöl kuşları, yuvalarını
sıcaklığın çevreye göre en az 10 derece daha düşük olduğu çalılıkların
tepesine kurarlar. Çünkü aksi takdirde yer seviyesinde 45 derece olan
sıcaklık, yavrular için adeta bir fırın etkisi yaratacak ve kısa sürede
ölmelerine sebep olacaktır.
Yuvaların inşa edildiği yer konusunda yapılan seçim hem bilgi, hem de
zeka gerektirmektedir. Oysa bir hayvanın su baskını ihtimalinden veya
yüksek ısının yavrularına vereceği zarardan haberdar olması ve bu tür
tehlikelerden nasıl kurtulacağını hesaplaması mümkün değildir. Ortada
bilinci, aklı ve bilgisi olmayan canlılar, ama aynı zamanda da bilinçli,
akıllı ve bilgiye dayalı davranışlar vardır. Diğer bir deyişle bilincin,
aklın ve ilmin sahibi olan Allah'ın kusursuz yaratışı vardır.
Canlılar için yavrularının yaşamı çok önemlidir ve yumurtladıktan veya
doğum yaptıktan itibaren tek uğraşıları yavrularıdır. Yavruların korunmasına
çok büyük bir itina gösterirler. Sözgelimi çulhakuşu, yavrularını korumak
için bir tek yuva yapmakla yetinmez, etrafa çok sayıda "sahte yuva"
kurar. Bunun sebebi, yavruların büyüdüğü asıl yuvayı, sahte yuvalar arasında
gizlemek ve düşmanın dikkatini farklı yuvalara çekmektir. Bu elbette ki
çulhakuşunun kendi zekasından kaynaklanması mümkün olmayan son derece
ince planlanmış bir yanıltma taktiğidir. Düşmanlardan yuvayı korumak için
başvurulan en yaygın yöntemlerden bir diğeri de yuvayı kuru yaprakların
ya da dikenli bir ağaçlığın içine gizlemektir. Bazı türler de, bir kovuğun
içinde anne ve yumurtaları varken, onları korumak amacıyla ya bu kovukların
girişini çamurla kapatır ya da salgılarını ve toprağı karıştırarak oluşturdukları
sıvayı kullanıp, girişe kare şeklinde bir duvar örerler.
Birçok kuş türü, bitki liflerini, ot ve çalı-çırpı gibi malzemeleri örerek,
yavrularının rahat büyümeleri için çok sağlam ve hayli ilginç yuvalar
yapar. İlk kez yavrulayacak olan genç bir kuş, bir yuvanın nasıl yapıldığını
o güne kadar hiç görmediği halde, daha ilk denemesinde kusursuz bir yuva
inşa edebilir.
Kuşkusuz tüm bunlar söz konusu canlıların kendi başlarına sahip olabilecekleri
yetenekler değildir.Öyle ise kuşlara ve diğer canlılara kusursuz denilebilecek
yuvaları inşa ettiren güç nedir? Canlılar sahip oldukları bu yetenekleri
nasıl kazanırlar?
Canlıların bu yetenekleri hakkında dikkat edilmesi gereken bir detay
daha vardır: Her canlı doğduğu andan itibaren kendi türünün kullandığı
yuvanın kurulması ile ilgili tüm bilgilere sahiptir. Bir hayvan türü,
dünyanın neresinde olursa olsun yuvasını aynı şekilde inşa eder. Bu, canlıların
yuvalarını inşa etme yöntemlerini rastgele elde etmediklerinin, bu bilgilerin
ve yeteneklerin tümünün hayvanlara tek bir güç tarafından verildiğinin
açık delillerindendir. Onlara bu bilgileri ilham eden ve onları üstün
yeteneklerle birlikte var eden sonsuz ilim ve güç sahibi Allah'tır.
Hayvanların yuvaları incelendiğinde görülen mimari üstünlüklerin yanı
sıra, anne ve babanın yuva yapımı için gösterdikleri olağanüstü fedakarlıklar
da dikkate değerdir. Örneğin kuşlar yavruları için yuvaları büyük bir
özenle hazırlarken, kendilerine daha sıradan yuvalar inşa ederler.
28 Yuvaların yapım aşamaları düşünüldüğünde ise
bu hayvanların ne kadar büyük zahmetlerle bu yuvaları inşa ettikleri,
ne kadar çok enerji harcadıkları ve nasıl bir özveride bulundukları daha
iyi anlaşılacaktır. Bir kuşun, inşa ettiği en sıradan yuva için bile yüzlerce
kez uçuş yaparak çalı çırpı toplaması gerekir. Çünkü gagasında her seferinde
sadece bir veya iki parça taşıyabilir. Ancak bu durum kuşu yıldırmaz ve
büyük bir sabırla gerekli malzemeyi taşımaya devam eder. Bu esnada asla
bıkıp usanmaz, malzemeyi yorulduğu için eksik tutmaz, hiçbir detay için
üşenmez.
Darwin'in doğal seleksiyon iddiasına göre bu canlıların sadece kendilerini
düşünmeleri gerekirdi. Eğer güçlülerin yaşayabildiği, amansız bir mücadelenin
sürdürüldüğü bir ortam olsa, bu canlılar güçsüz canlıları yaşatabilmek
için kendilerini neredeyse "perişan edecek" kadar çabalarlar
mı? Veya daha bu güçsüz canlılar dünyaya gelmeden onlar için en güvenlikli
ortamı hazırlamalarının açıklaması ne olabilir? Bu soruların hiçbirine
ne Darwin'in doğal seleksiyon tezi, ne evrim teorisi, ne de ateist herhangi
bir düşünce cevap veremez. Bu soruların tek ve açık bir cevabı vardır;
bu canlılara fedakarlık, sabır, sebat, çalışkanlık, azim gibi özellikleri
veren Allah'tır.Allah onlara bu duyguları ilham eder ki, güçsüz olanlar
güçlü olanlar tarafından korunsun, doğadaki denge devam etsin, bu canlıların
nesilleri kendileri için belirlenen zamana dek yok olmasın ve insanlar
için Allah'ın sanatının, gücünün, ilminin, yaratmadaki üstünlüğünün canlı
birer delili olsunlar.
İlerleyen sayfalarda mimarlık ve dekorasyon yetenekleri ile tanınan bazı
canlılardan örnekler verilecektir. Özellikle kuş yumurtaları ve yavruları,
bir yuvada korunmaya en çok muhtaç olan canlılardandır. Bu nedenle Allah
kuşlara tam ihtiyaçlarına uygun yuvalar yapmalarını ilham eder.
KUŞLAR MUHTEŞEM YUVALARINI NASIL YAPARLAR?
Kuşlar, yuva yapma konusunda en usta canlılar olarak bilinirler. Kuş
türlerinin kendilerine özgü yuva teknikleri vardır ve hiç şaşırmadan bu
kusursuz yapıları inşa ederler.
Kuşların yuva inşa etmelerinin en önemli nedeni, yumurtalarının ve daha
sonra bu yumurtadan çıkan yavruların son derece savunmasız olmalarıdır.
Özellikle anne kuş yavruları için avlanmaya gittiğinde yavrular tamamen
savunmasız kalırlar. Ancak ağaç tepelerine, ağaçlardaki oyuklara, yamaçlara
veya otların arasına büyük bir ustalıkla gizlenen yuvalar, bu yavrular
için önemli bir sığınak görevi görürler.
Kuş yuvalarının bir özelliği de yavruları soğuktan korumalarıdır. Yavrular
tüysüz doğarlar ve aynı zamanda pek hareket edemedikleri için kaslarını
hiç çalıştıramazlar. Bu nedenle yavruların donmamaları için soğuktan izole
edilmiş yuvalara ihtiyaçları vardır. Özellikle "örgü yuvalar",
yapıları itibariyle bu sıcaklığı yavrulara sağlayabilirler. Bu yuvaların
yapımı ise oldukça detaylı ve zordur. Dişi kuş yuvayı çok uzun bir sürede
büyük bir itinayla örerek oluşturur. Aynı zamanda, yuvanın içini tüy,
lif ve kıllarla doldurur, böylece yuvanın izolasyonunu arttırmış olur.
29
Her türden yuva için malzeme temini son derece önemlidir. Kuşlar gün
boyunca yapacakları inşaat için gerekli malzemeyi toplarlar. Kuşların
gagaları ve ayakları çeşitli malzemeleri taşımak vekullanmak için özel
tasarlanmıştır. Yuvanın kuruluşu dişiye aittir ama yuvanın kurulacağı
bölgeyi erkek seçer.
Kuşlar bu mimari şaheserleri çamur, yaprak, sarmaşık, tüy ve kağıt gibi
maddelerden yararlanarak yaparlar. Kuş yuvalarının özellikleri, kullandıkları
malzemelere ve yapıcıların uyguladığı tekniklere bağlıdır. Yuvalar, kullanılacak
olan malzemenin elastikiyeti, dayanıklılığı ve sertliği göz önünde bulundurularak
yapılır. Malzeme, sıkıştırmaya ya da gerilmeye elverişli olmalıdır. Ayrıca
değişik türden malzemelerin birlikte kullanılması, yapının sahip olduğu
koruyucu özellikleri artırır. Sözgelimi çamurla bitki liflerini karıştırmak
yuvadaki çatlakların yayılmasını önler.
Kuşlar topladıkları malzemelerle önce inşaatın harcını oluştururlar.
Bu şekilde yuva yapan kuşlardan biri uçurum kırlangıçlarıdır. Uçurum kırlangıçları
yuvalarını uçurum kenarlarına, bina veya avlu duvarlarına çimento ile
yapıştırırlar. Bu çimentoyu elde ediş yöntemleri ise oldukça pratiktir.
Gagalarıyla çamur veya kil parçaları toplarlar ve bu malzemeleri inşaat
alanına taşırlar. Çamuru yapışkanımsı salyalarıyla karıştırıp, uçurumun
yüzeyine sürerler ve üstünde yuvarlak bir açıklık bırakarak düzgün bir
çömlek şeklinde biçim verirler. Çömleğin içini çim, yosun ve tüyle doldururlar.
Bu yuvaları çoğunlukla sarkan bir kaya çıkıntısının altına inşa ederler
ki, yağmur yağdığında çamuru yumuşatmasın ve yuvayı yıkmasın.
30
Bazı Güney Afrika kuşları (Anthoscopus) ise, iki bölüme ayrılmış olan
özel yuvalar kurarlar. Bu yuvalarda kuluçka odasının asıl girişi gizlenmiştir.
Yuvanın diğer girişi ise ortada bir yerdedir. Bu ayrıntı, avcı hayvanlar
için hazırlanmış olan bir aldatmacadır. 31
Bunun yanı sıra Amerikan sarıasmagiller cinsinden bir tür kuş, yuvasını
yabanarısı topluluklarının yanına kurar. Çünkü bu arılar, yılanları, maymunları,
siyah papağanları ve özellikle de bu kuşlar için ölümcül tehlikesi olan
bir tür sineği, kendi yuvalarının yanına yaklaştırmazlar.
32 Sarıasmagil kuşu da bu sayede yavrularını
bu tehlikelerekarşı korumuş olur.
TERZİ KUŞLARIN 'DİKTİKLERİ' YUVALARI
Hindistan terzi kuşunun gagası bir dikiş iğnesi gibidir. İplik olarak
kullanmak üzere örümcek ağından ipek, tohumlardan pamuk ve ağaç kabuklarından
da lif elde eder. Halen bir ağaca bağlı olup gelişmekte olan yaprakları
seçer ve kenarları üstüste gelecek şekilde bu yaprakları çekerek şekle
sokar. Bunun ardından sivri gagasıyla her bir yaprağın kenarına bir delik
açar. Topladığı örümcek ağı veya bitki liflerini bir terzinin iğne iplik
kullanması gibi gagasıyla deliklerden geçirir ve düşmelerini engellemek
için her ilmiği düğümler. Aynı işlemi diğer uçta da yaparak iki yaprağı
birbirine "dikmiş" olur. Bir çift yaprağı ya da tek bir yaprağı
kendi etrafında döndürmek için yarım düzine kadar düğüme ihtiyaç olabilir.
Daha sonra kuş bu keseyi çimlerle doldurup döşer. 33
Ayrıca bu yapraklarla kaplı kesenin içinde, dişisinin yumurtalarını
koyacağı gizli bir yuva daha diker. 34
DOKUMACI KUŞLAR:
Dokumacı kuşların yuvaları, bugün kuş bilimciler ve diğer doğa bilimciler
tarafından, kuşların yaptığı en ilginç yapılar olarak gösterilmektedir.
Bu kuşlar, doğada buldukları bitki liflerini ve ip olarak kullanabilecekleri
her türlü uzun bitki sapını "dokuma" şeklinde örerek kendilerine
çok sağlam yuvalar inşa ederler.
Dokumacı kuş ilk iş olarak kullanacağı malzemeyi toplar. Yeşil ve taze
yapraklardan kendine ince uzun şeritler keser veya yaprakların orta damarlarını
alır. Özellikle taze yaprakları seçmesinin ise bir nedeni vardır: kuru
yapraklardan alacağı malzemeyi kontrol edebilmesi ve bunları dokumada
kullanması çok zordur, ancak taze yaprak lifleri ile bu işlemler çok kolay
gerçekleşir. Kuş öncelikle çatallı bir dala, bir yapraktan kopardığı uzun
birlifin ucunu sararak işe başlar. Bir ayağı ile lifin ucunu dalın üzerinde
tutarken, diğer ucunu gagasıyla idare eder. Liflerin düşmelerini engellemek
için onları düğüm atarak birbirlerine bağlar. İlk olarak bir çember oluşturur;
bu yuvasının girişidir. Daha sonra ise gagasını mekik gibi kullanarak
yaprak liflerini diğer liflerin üzerinden ve altından sırayla geçirir.
Dokuma işlemi sırasında her lifinne kadar çekilmesi gerektiğini de hesaplayabilmelidir.
Çünkü eğer dokuması gevşek olursa yuva hemen çöker. Ayrıca yuvanın son
halini zihninde canlandırabilmelidir ki, duvarların ne zaman kavisleneceğine
veya dışarı doğru çıkıntı verileceğine karar versin.
35
|

Üst resimde yuvasının yapımını bitirmek üzere olan dokumacı kuş
var.
|
Girişi dokuduktan sonra yuvanın duvarlarını dokumaya başlar. Bunun için
baş aşağı durur ve içeriden çalışmaya devam eder. Gagasıyla bir lifi diğerinin
altına sokar ve sonra hassas bir şekilde dışarıda kalan ucunu tutar ve
sıkıca çeker. Böylece son derece muntazam bir dokuma oluşturur.
36
Görüldüğü gibi dokumacı kuş yuvasını yaparken hep birkaç aşama sonrasını
hesaplayarak hareket etmektedir. Önce yuvası için en uygun malzemeyi toplar,
yuvayı dokumaya rastgele bir yerden başlamaz. Önce girişi oluşturur ve
oradan duvarlara devam eder. Nerede kavis vereceğini, nereyi genişleteceğini
çok iyi bilir. Üstelik bunları yaparken son derece ustaca, akılcı ve yetenekli
tavırlar sergiler, davranışlarındahiçbir acemilik belirtisigörülmez. Aynı
anda iki işi yapabilecek kadar (bir yandan ayağı ile düşmemesi için yaprak
lifini tutup diğer yandan lifin öbür ucunu gagasıyla idare eder) yeteneklidir.
Hiçbir hareketi rastgele değil, aksine oldukça şuurlu ve amaca yöneliktir.
Dokumacı kuşların başka bir türü ise, yağmurun etkisini göz önünde bulundurarak
"tavanı akmayan" çok sağlam bir yuva inşa eder. Bu kuş, çevreden
topladığı bitki liflerini, ağzında bulunan bir salgıyla karıştırarak özel
bir harç imal eder. Bu salgı bitki liflerine esneklik ve su geçirmeme
özelliği kazandırır ve böylece yuva için mükemmel bir sıva malzemesioluşur.
Yuva tamamlanana kadar geçen süre içerisinde bu işlemleri defalarca tekrar
eden dokumacı kuşların gösterdikleri bu becerileri, tesadüfen, bilinçsizce
kazandıklarını iddia etmek hiç kuşkusuz ki imkansızdır. Bu kuşlar evlerinin
yapımında -hiç zorlanmadan- aynı anda bir mimar, bir inşaat mühendisi
ve bir şantiye ustası gibi çalışırlar.
İlginç yuvalar inşa eden kuşların başka bir örneği de Afrika'da yaşayan
dokumacı kuş türlerinden biridir. Bu kuşlar, apartman gibi bölmelere ayrılmış,
çok karmaşık yuvalar yaparlar. Bu yuvaların yüksekliği 3 m'yi, genişliği
ise 4,5 m.'yi bulur ve içinde yaklaşık 200 çift kuşu barındırabilir.
37
Basit bir yuva yapmak varken, bu kuşlar neden hep zor ve daha zahmetli
olanını tercih ederler? Bu kuşların, kendi başlarına, bu derece karmaşık
yapılara sahip yuvalar inşa etmeleri tesadüflerle açıklanabilir mi? Elbetteki
açıklanamaz. Doğadaki her canlı gibi, bu kuşlar da Allah'ın ilhamı ile
hareket ederler.
KIRLANGIÇ YUVALARI
Bazı kuşlar yuvalarını yerin altına gizlerler. Örneğin kıyı kırlangıçları
nehir veya sahil şeridi boyunca, dik toprak setlerinin yanlarında uzun
tüneller kazarlar. Tünelleri yukarı eğimli olarak açarlar vebu sayedeyağmur
yağdığında yuvalarını sel basmaz. Her tünelin sonunda da çim ve tüylerle
kaplanmış küçük birer odacık bulunur.
Güney Amerika'da yaşayan bulut kırlangıçları yuvalarını şelalelerin arkasındaki
kayalıklarda kurarlar. Ancak şelalenin arkasına geçmek bir kuş için neredeyse
imkansızdır. Örneğin yırtıcı kuşlar, balıkçıllar, martı veya karga gibi
kuşlar şelaleyi yararak arka tarafına geçemezler. Aslında, hızla akan
tonlarca suyun içinden geçmeye çalışan bir kuşun havada parçalanması beklenir.
Ancak, bu kırlangıçlar çok küçüktürler ve o kadar hızlı uçarlar ki, şelaleyi
bir ok gibi keserek arka tarafına geçebilirler. Burası, bu kuşlar ve yumurtaları
için son derece güvenlikli bir yerdir, çünkü onlardan başka hiçbir canlı
şelalenin arka tarafına geçmeye çalışmaz.
Ancak bu kırlangıçların yuvaları için malzeme toplama konusunda bir sorunları
vardır. Ayakları o kadar küçüktür ki, diğer kuşlar gibi yere konup ayakları
ile malzemeleri kavrayamazlar. Bunun yerine havada uçan tüy, kuru ot gibi
bazı malzemeleri yakalarlar ve bunları yapışkan salyaları ilekayaların
üzerine yapıştırırlar. 38
Hint Okyanusu kıyılarında yaşayan bir kırlangıç türünün üyeleri ise
yuvalarını mağaralarıniçine yaparlar. Bu mağaraların girişleri her dalga
geldiğinde tamamen kapanır. Bu nedenle mağaraya girmeden önce, köpüklü
dalgalar üzerinde, dalgaların geri çekilmesini bekleyerek, fazla hareket
etmeden uçarlar ve dalga çekilip mağaranın ağzı açıldığında içeri uçarlar.
Kırlangıçlar, yuvalarını kurmadan önce, suyun mağara duvarında bıraktığı
izlere bakarak, suyun ulaştığı en yüksek seviyeyi tespit ederler. Ve yuvalarını
bu seviyenin üstünde bir yere kurarlar. 39
Afrika'da yaşayan uzun bacaklı sekreter kuşları ise yuvalarını yüksek
ve dikenli ağaçların ortasına kurarak düşmanlarından korunurlar. Amerika'nın
güneybatısında yuva kuran ağaçkakanlar, dev kaktüs bitkilerinin dikenli
gövdesinde yuva deliği açarlar. Bataklık çalıkuşları ise tuzak yuvalar
hazırlarlar. Dişi çalıkuşu, yavruları için bir yuva hazırlarken, erkek
çalıkuşu bataklığın çevresinde hızla koşarak, asıl yuvadan dikkati başka
yönlere çekecek çeşitli tuzak yuvalar inşa eder.
40
ALBATROS KUŞLARININ YUVALARI:
|
 
Albatroslar, yumurtalarının ve yavrularının
korunması için son derece özenli yuvalar kurarlar. Dişi albatroslar
çiftleşme yerine gelmeden haftalar önce erkek albatroslar gelerek
buradaki yuvaları tamir ederler.
|
Yeni doğan küçük yavrulara olan düşkünlük, hemen her cins kuşta görülmektedir.
Bunlardan biri de albatros kuşlarıdır. Albatroslar, her zaman kendi doğdukları
yerde çiftleşirler. Bu nedenle üreme zamanlarında koloniler halinde toplanırlar.
Dişiler gelmeden haftalar önce, erkekler gelip burada daha önceden bulunan
yuvaları tamir ederler; bu sayede dişiler ve yavrular için mükemmel bir
konfor sağlamış olurlar. Yumurtalara olan düşkünlük ise albatros kuşlarında
hayli dikkat çekicidir. Çünkü albatroslar, özenle hazırlanan yuva içerisindeyumurtaların
üzerinde hiç kımıldamadan yaklaşık 50 gün boyunca dururlar.
Ancak yavrulara karşı gösterilen özen sadece yumurtaların korunması ve
bakımı ile sınırlı kalmaz. Nitekim albatroslar çoğu zaman yalnızca yavrularına
yiyecek bulabilmek için gerekirse bir seferde 1,5 kilometredenfazla yol
katedebilirler. 41
BOYNUZLU KUŞLARIN YUVALARI:
|

Her kuş türünün kendine özgü bir yuva şekli
vardır. Flamingolar da kendileri gibi estetik yuvalar inşa ederler.
|
Üreme mevsimi boynuzlu kuşlar için yoğun bir faaliyetin başlangıcıdır.
Bu dönemde, yavruların sağlıklı doğup büyümeleri için erkek ve dişi boynuzlu
kuşlar, kendilerinden beklenmeyen bir performans gösterirler. Bunun için
yapılacak ilk iş, dişiye ve doğacak olan yavrulara güvenli bir yuva kurmaktır.
İşe, erkek boynuzlu kuş başlar ve yuva yapmak için ağacın üzerinde bir
delik bulur. Dişi olanı bu deliğin içine girer ve erkek de deliğin girişini
çamurla kapatır. Yalnız bu yuvanın yapımında çok önemli bir ayrıntı vardır.
Erkek boynuzlu kuş, dişi ile yavruların güvenliğini sağlamak ve onları
dışarıdan gelebilecek hayati tehlikelere, özellikle yılanlara karşı korumak
için çamurla kapadığı bu delikte, küçük bir pencere bırakır.
Dişi yumurtaların üzerinde üç ay boyunca yatar ve kapalı olduğu yuvasından
bir kez bile
çıkmaz. Bu nedenle erkek boynuzlu kuş, eşi için yiyecek bulur ve ona bu
delikten yiyecek verir. Yavrular doğduğunda onlarıda yine bu delikten
besler. 42
|
 
Boynuz gagalı kuş dişisini ve yumurtalarını
ağaç deliğine yerleştirir ve onlara bakar.
|
Her iki kuş da yavruları için son derece sabırlı ve özverili davranırlar.
Dişi kuş üç ay boyunca ancak kendisinin sığabildiği kadar küçük bir delikte
hiç kıpırdamadan yumurtalarının üzerinde otururken, erkek kuş onları asla
kendi hallerine bırakmaz. Şimdiye kadar anlatılan örneklerde de görüldüğü
gibi her kuş türünün kendine özgü bir yuva inşa etme tekniği vardır. Ve
bu tekniklerin her biri bilinci, aklı ve düşünme yeteneği olmayan bir
hayvandan beklenemeyecek kadar karmaşıktır; her biri bir tasarım ve plan
gerektirir.
Bir düşünelim: karşımızda bilinci ve aklı olmayan, şefkat, merhamet veya
fedakarlık gibi erdemleri planlı olarak gösterecek akıl ve iradeden yoksun
canlılar vardır. Ama aynı zamanda bu canlılarda akıl, bilinç, plan ve
tasarım ürünü eserler, son derece şefkatli ve fedakarca davranışlar açıkça
görülür. Öyle ise bu davranışların ve eserlerin kaynağı nedir? Bu canlılar
bu davranışları kendi iradeleri ile yapma yeteneğinden yoksunsalar, demek
ki bunları onlara yaptıran, bunları onlara öğreten bir "güç"olmalıdır.
İşte bu güç yerin, göğün ve ikisi arasındakilerin Rabbi olan Allah'a aittir.
|
 
Çıplak kafalı kaya kuşu çamurdan yapılmış yuvasında otururken görülüyor.
(sol üstte) Ebabil kuşunun yavrularını korumak için yaptığı yuva.
(sağda üstte)
|
FARKLI CANLILARIN İNŞA ETTİKLERİ YUVALAR: BOMBUS ARILARI
|

Fedakar bombus arısı
|
Bombus arılarının yuva yapımında gösterdikleri fedakarlık da bir hayli
ilginçtir. Genç kraliçe arı, yumurtlama işlemine az bir süre kala koloni
oluşturmak için uygun bir yer aramaya başlar. Yer bulduktan sonra ise
sıra, yuvanın yapımı için gerekli olan tüy, ot ve yaprak gibi malzemelerin
bulunmasına gelir.
İlk olarak yuvanın ortasına, tenis topu büyüklüğünde bir odacık yapar.
Bu odacık, çevreden toplanan malzemelerin birbirine bağlanmasıyla oluşturulur.
Sıra, yuvaya besin sağlanmasına gelmiştir. Kraliçe dışarıya çıkar çıkmaz,
yuva üzerinde daireler çizerek havada dönmeye başlar. Bu sırada yönü daima
yuvasına dönüktür. Böylece yuvasının yerini ezberlemiş olur. Balözü ya
da çiçek tozları toplayarak yeteri kadar besini olduğuna inandığında yuvasına
geri döner ve bunları odanın ortasına boşaltır.
Balözünün besin olarak kullanılmayan kısmını atmaz. Bunları kurutarak
odanın yapıldığı malzemenin birbirine yapışmasında ve aynı zamanda buranın
izolasyonunda kullanır. Balözüyle beslenen kraliçe bir süre sonra balmumu
salgılamaya başlar. Topladığı çiçek tozlarından küçük topakçıklar yapar
ve üzerlerine, ilk işçileri oluşturacak bireylerin gelişeceği 8 ya da
16 yumurta bırakır. Yumurtalarının çevresini çiçek tozları ile sıkıca
kapatır.
Yeni yumurtalar topakçıkların üzerine gelişigüzel değil, son derece itinalı
bir şekilde ve belli bir simetri ile bırakılır. Ancak yavruların doğması
kadar doğduktan sonra beslenebilmeleri de önemlidir. Bu nedenle genç kraliçe,
balmumundan bal çanakları yaparak, bunların içerisini balözleriyle doldurur.
Yavrular 4-5 gün süren bir kuluçka döneminden sonra yumurtadan çıktıklarında,
kendileri için hazırlanmış olan çiçek tozu ve balözüyle beslenmeye başlarlar.
Dikkat edilirse balözlerini aynı bir inşaat işçisi gibi kullanan, aynı
zamanda da koloniyi oluşturacak genç bireylerin sağlıklı büyümesini ve
yaşamasını sağlayan, akıl ve şuur sahibi bir canlı değildir; boyu birkaç
cm.'yi aşmayan küçük bir arıdır. Bu durumda akla ilk gelen soru, kraliçe
arının neden böylesine büyük bir fedakarlığa katlandığıdır. Çünkü kraliçe
arının, yeni doğan yavruları besledikten sonra kazanacağı herhangi bir
şey yoktur. Üstelik yerine yeni bir kraliçe geldiğinde, büyük bir fedakarlığa
katlanarak oluşturduğu kolonisinden de ayrılmak zorundadır. O halde bu
derece özveri göstermesinin ve yeni nesilleri oluşturmak için hummalı
bir çalışma içerisine girmesinin tek bir nedeni vardır: Tüm canlılar gibi
bombus arıları da, ancak Allah'ın ilhamı sonucu bu özveriyi göstermekte
ve yeni nesiller oluşturmaktadırlar. Yani evrimcilerin iddia ettiği gibi
doğadaki canlılar bencilce bir hayatta kalma tutkusuna sahip değillerdir.
43
KUTUP AYILARININ BUZDAN SIĞNAKLARI
Antarktika'nın soğuk ikliminde yaşayan dişi kutup ayıları, eğer hamilelerse
veya yavruları varsa kendilerine kar yığınlarının altında yuva yaparlar.
Aksi takdirde yuvada yaşamazlar.Yavrular genellikle kış ortasında doğarlar.
İlk doğduklarında tüysüz, kör ve çok küçüktürler. Kış ortasında doğan
bu son derece savunmasız ve bakıma muhtaç yavruların yaşayabilmeleri için
bir yuvalarının
olması şarttır.
Tipik bir yuva, 2 metre uzunluğundaki bir tünelle, çapı yaklaşık yarım
metre olan yuvarlak bir alandanoluşur. Yüksekliği de yaklaşık yarım metre
kadardır. Ancak burası, sıradan ve basit birkaç işlem ile yapılmış bir
barınak değildir. Her yerin kar ve buzla kaplı olduğu böyle bir ortamda
kar yığınlarının altı, son derece profesyonel bir şekilde kazılmış ve
yavruların yaşamı için gerekli olan önemli detaylar göz önünde bulundurulmuştur.
Bu yuvaların genellikle birden fazla odası vardır ve kutup ayıları bu
odaları yuvanın girişinden daha yüksek seviyede hazırlarlar. Böylece odalardaki
sıcak havanın girişten dışarı çıkması engellenmiş olur. Yuvanın üzerine
ve girişine kış boyunca kar yığılır. Kutup ayısı ise bu kar yığınının
içinde sadece hava girecek kadar dar bir kanalı açık bırakır.
44
Anne ayı barınağının tavanını kimi zaman 75 cm'den başlamak üzere 2
m'ye kadar varan bir kalınlıkta inşa eder. Tavanın kalınlığı iyi bir yalıtkan
görevi görür. Yani yuvadaki mevcut olan ısıyı korur. Yuvadaki sıcaklık
da bu sayede sabitlenmiş olur. 45
Norveç Oslo Üniversitesi'nden araştırmacı Paul Watts, bu yuvalardan birinin
tavanına bir cihaz yerleştirerek ısıyı dikkatlice ölçmüş ve hayli ilginç
bir durumla karşılaşmıştır. Bu uzun çalışma esnasında dışarıdaki ısı -30
dereceye kadar düşerken, yuva içindeki ısı 2 ya da 3 derecenin altına
hiç düşmemiştir. Anne ayının karın kalınlığına göre değişen yalıtım özelliğini
nasıl bilebildiği ise, bilimadamları tarafından hayli merak konusu olmuştur.Bu
ılık ve korumalıortamda anne ayı enerji depolar ve vücudundaki yağ rezervlerini
de kış uykusu dönemine göre ayarlar.
Ancak bunlardan çok daha ilginç bir durum söz konusudur. Anne ayı kış
uykusuna girdiği bu dönemde hiç enerji harcamamak ve yavrularının daha
iyi beslenmesini sağlamak için metabolizmasını düşürür. 7 ay boyunca metabolizmasındaki
yağı, proteine çevirir ve yavrularının beslenmesini sağlar. Bu nedenle
7 ay boyunca kendisi hiç beslenmez. Kalp atışı oranını dakikada 70'den
8'e kadar indirebilir ve metabolizmasını yavaşlatır. Bu dönemde yemek
yemediği gibidoğal ihtiyaçlarını da karşılamaz. Böylelikle yavrularını
doğuracağı dönemde fazla enerji harcamamış olur.
TİMSAHLARIN YUVALARI
|

Dişi timsahın yumurtaları için inşa ettiği
yuvası
|
Florida Everglades'de yaşayan dişi timsah, yumurtaları için çok farklı
bir yuva hazırlar. Önce çürümüş bitkileri çamurla karıştırır ve bu bitkilerden
yaklaşık 90 cm. yüksekliğinde bir tepecik yapar. Tepeciğin üzerinde bir
çukur oluşturur ve bu çukurun içine birkaç düzine olan yumurtalarını yerleştirir.
Yumurtaların üzerini ise yine topladığı bitkilerle örter. Sonra yumurtaları
için tehlike oluşturabilecek hayvanlara karşı yuvayı gözetlemeye başlar.
Yumurtalar çatlamak üzereyken yavrularının seslerini duyan timsah, yuvanın
üzerindeki bitkilerden oluşanörtüyü kaldırır. Yavrular hızla yukarı doğru
tırmanırlar ve anne timsah yavrularını ağzına alarak onları suya kadar
ağzının içindeki kesede taşır. 46
DEMİRCİ KURBAĞASININ YUVASI
Amfibiyan ebeveynler arasında en usta yuva kurucularından biri küçük
Güney Afrika demirci kurbağasıdır. Yuva, erkek kurbağa tarafından su kenarında
inşa edilir. Erkek, çamurda bir delik açana kadar daire şeklinde döner.
Deliğin duvarlarını iterek genişletir. İşini tamamladığında sağlam bir
çamurdan duvarla çevrili, 10 cm. derinliğinde bir su havuzu inşa etmiş
olur.
Demirci kurbağası bu havuzda oturur ve bir dişinin ilgisini çekene kadar
burada çiftleşme çağrısında bulunur. Bu çağrı üzerine gelen dişi kurbağa,
su dolu yuvaya yumurtalarını yerleştirir; yumurtaları erkek döller ve
her ikisi de yumurtalar çatlayana kadar onları gözlerler. Yumurtadan çıkan
tetarlar duvarla çevrili, balıklardan ve böceklerden korunmuş havuzlarında
rahatlıkla yüzerler. Büyüdüklerinde ise özenle hazırlanmış bu "çocuk
odasının" duvarından tırmanarak dışarı çıkarlar.
47
DENİZALTININ MİMARLARI
Balıkların da yuva yaptıkları pek bilinmez. Ancak şaşırtıcı sayıda çok
tatlı su balığı, gölcüklerin, göllerin veya ırmakların dibinde yuvalar
kurarlar. Bu yuvalar genellikle çakılların veya kumun içinde açılan bir
çukur şeklindedir. Örneğin som balıkları ve alabalıklar yumurtalarını
bu açtıkları çukura koyduktan sonra çukuru kapatırlar ve yumurtaları kendi
kendilerine çatlamaya bırakırlar. Yumurtalar açık bir yuvada savunmasız
kaldıklarında ise, ebeveynlerden biri veya ikisi nöbet tutar. Birçok balık
türünde yuvanın yapılmasını ve yumurtaları gözetlemeyi erkek tek başına
üstlenir. Balıkların bazılarının yuvaları ise daha kapsamlıdır. Kuzey
Amerika ve Avrupa boyunca gölcük ve nehirlerde bulunan erkek dikenli balıklar,
birçok kuşunkinden çok daha özenle hazırlanmış yuvalar yaparlar.
Bu balık türü, su bitkilerinin parçalarını toplar, böbreklerinden salgılanan
yapışkan bir sıvıyı fışkırtarak bitki parçalarını birbirlerine yapıştırır.
Yuvaya uzun düzgün bir yığın biçimi vermek için çevresinde sürtünerek
yüzer. Sonra bu yığının ortasından hızla geçerek, ön ve arka girişi
olan ve arasından suyun aktığı bir tünel oluşturur. Bir dişi yuva alanına
girdiğinde, dikenli balık zikzak şeklinde bir kur dansı yapar. Dişiyi
tünel şeklindeki yuvasına götürür ve burnuyla yuvanın girişini işaret
eder. Dişi yumurtalarını bıraktıktan sonra erkek yumurtaları döllemek
için yuvanın ön girişinden içeri girerken, dişiyi arka çıkıştan dışarı
iter. Yuva birkaç dişi tarafından yumurtayla doldurulduğunda erkek nöbet
tutar ve tünelin içine tatlı su akışını sağlar. Ayrıca yuvanın kırılıp
giden bölümlerini onarır. Yumurtalar çatladıktansonra, birkaç gün daha
nöbet tutmaya devam eder. Daha sonraalt kısmını yavru dikenli balıklar
için "çocuk odası" olarak bırakarak, yuvanın tepesini koparır.
48
HAYVANLAR BUNLARI NASIL BAŞARIRLAR?
Bir düşünün; mimarlık bilgisi olmayan, hayatında hiç inşaat yapımında
çalışmamış biri ortada ne malzeme, ne inşaatı nasıl yapacağını anlatan
biri, ne de inşaatın planı yokken, kendi kendine kusursuz bir bina inşa
edebilir mi? Elbette ki hayır. İnsan bilinçli ve akıl sahibi bir varlık
olmasına rağmen ondan böyle bir şeyi beklemek çok zordur.
Peki insandan bile beklenmeyen bu zeka ve yetenek gerektiren davranış,
hayvanlardan beklenebilir mi? Önceki sayfalarda örnekleri verilen hayvanların
birçoğu değil bir beyne, gelişmiş bir sinir sistemine bile sahip değildirler.
Ancak yuvalarını inşa ederken plan ve hesaplar yaparlar, fizik kurallarını
uygularlar, dokumacılık veya terzilik gibi yetenekgerektiren teknikleri
kullanırlar. Üstelik bu hayvanlar kendilerinin ve yavrularının ihtiyaçlarını
en pratik şekilde çözümlerler. En doğal ve ulaşılabilir yollardan kendilerine
harçhazırlar, yapılarının izolasyonunu yine en kolay malzemelerdensağlarlar.
Peki bir kuş veya bir kutup ayısı izolasyonun ne anlama geldiğini bilebilir
mi? Veya yuvasını ısıtması gerektiğini akledebilir mi? Bu özelliklerin
hiçbirinin bu hayvanlardan kaynaklanmayacağı açıktır. O halde bu canlılar
tüm bu yeteneklere nasıl sahip olurlar?
Ayrıca bu canlılar yuvaları inşa ederken büyük bir özveri ve sabırla
çalışırlar. Çoğu zaman ise bu yuvalarda kendileri değil, sadece yavruları
yaşar. Bu canlıların davranışlarında görülen aklın, bilginin ve özverinin
kaynağının tek açıklaması vardır; bunların tümü, bu hayvanlara Allah tarafından
ilham edilen özelliklerdir. Allah, hayvan türlerinin neslinin devam etmesi
için bu canlıları fedakar ve çalışkan olarak yaratmış, onlara korunma,
avlanma, beslenme, üreme yöntemlerini ayrı ayrı ilham etmiştir. Onlara
yuvalarını inşa ettiren, kusursuz planlar yaptıran, onları koruyan ve
barındıran sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Allah'tır. Evrimcilerin
iddia ettiği gibi ne "tabiat ana" ne de tesadüfler bu canlıları
son derece karmaşık yuvaları inşa etmeleri için programlayamaz. Tüm canlılar
Yaratıcıları'nın ilhamına uydukları için kendilerinden kesinlikle beklenmeyecek
davranışlar sergilerler.
Allah, Kuran'da "Dağlarda, ağaçlarda ve onların
kurdukları çardaklarda kendine evler edin." (Nahl Suresi, 68) ayeti
ile balarısına yuvasının yerini ilham ettiğini bildirmiştir. Balarısında
olduğu gibi canlıların tamamına yuvalarının yerini, inşaat tekniğini,
kullanacağı malzemeleri Allah ilham etmektedir.
SOYUN DEVAMI VE YAVRULARI KORUMAK UĞRUNA GÖSTERİLEN FEDAKARLIKLAR
Birçok hayvan türü üreyebilmek, yumurtalarını veya yavrularını koruyabilmek
için büyük fedakarlıklarda bulunur ve zorluklara katlanır. Hatta kimi
zaman bu uğurda "ölümü göze alan" canlılar vardır. Yumurtlamak
için kilometrelerce uzağa göç edenler, çok detaylı ve uğraşılı yuvalar
inşa edenler, çiftleşme veya yumurtlama sonrası ölenler, yumurtalarını
haftalarca ağızlarında taşıyıp bu esnada beslenemeyenler, yumurtalarının
başında haftalarca nöbetbekleyenler…
Aslında bu fedakarlıkların her biri önemli bir amaca hizmet etmektedir:
Canlı türlerinin soylarının devamı… Zayıf ve güçsüz yavrular ancak yetişkin
ve güçlü olanlar tarafından bakılıp korunurlarsa hayatta kalabilirler.
Doğduğu anda terk edilen bir ceylanın veya herhangi bir yere bırakılankuş
yumurtalarının kuşkusuz kendi başlarına yaşama şansı hemen hemen yok gibidir.
Ancak canlılar, hiçbir üşengeçlik, bıkkınlık ya da çekimserlik göstermeden
bu güçsüz yavruların bütün sorumluluğunu üzerlerine alırlar. Her biri
Allah'ın kendilerine ilham ettiği görevlerini eksiksizce yerine getirir.
İlginç olan bir diğer nokta da şudur: Yavrularına ve yumurtalarına en
itinalı bakımı ve korumayı gösteren canlılar, en az üreyen canlılardır.
Örneğin kuşlar her yıl az sayıda yumurta üretirler ve bu yumurtalarını
büyük bir titizlikle korurlar. Aynı şekilde memeli hayvanlar da genellikle
bir veya iki yavru sahibi olurlar ve çok uzun süre yavrularının bakımını
ve korunmasını üstlenirler. Ancak bir kerede binlerce yumurta bırakan
bazı balıklar veya böcekler, veya her yıl birkaç kez çok sayıda yavrulayan
fareler gibi bazı canlılar ise yumurtalarına veya yavrularına aynı itinayı
göstermezler. Ancak çok sayıda oldukları için bunlardan bir bölümünün
yaşaması bile neslin devamı için yeterlidir. Aksi takdirde ise, yani çok
fazla yavrulayanların her yavruyu büyük özverilerle yaşatması durumunda,
dünyanın ekolojik dengesinde önemli bozulmalar olabilirdi.
Örneğin çok fazla üreyen çayır fareleri için böyle bir durum söz konusu
olsa, çayır fareleri tüm dünyayı istila edecek kadar fazla üreyebilirlerdi.
49 Kuşkusuz ekolojik dengenin korunmasında önemli
bir faktör olan üremenin, bu canlılar tarafından denetlenmesi ve bilinçli
bir şekilde kontrol altında tutularak dengelenmesi imkansızdır.
Bu canlıların hiçbiri bilinçli varlıklar değillerdir. Dolayısıyla ne
soylarının devamı için üremeleri gerektiğini hesaplamaları, ne de ürerken
doğanın dengesini düşünerek buna uygun davranış belirlemeleri bu canlılardan
beklenemez. Doğanın dengesinin bu şekilde korunuyor olması, her bir canlının
kendisine yüklenen sorumluluğu eksiksizce ve istisna yapmadan yerine getirmesi,
her birinin tek bir İradenin kontrolünde hareket ettiğinin önemli bir
göstergesidir. Doğada hiçbir canlı başıboş ve denetimsiz değildir. Hepsikendilerini
var eden Allah'a boyun eğmiş olarak hareket ederler.
Allah Kuran'da Kendisi'nin izni olmadan hiçbir canlının üreyemeyeceğini,
yaşayacak ve ölecek olanı da Kendisi'nin belirlediğinişöyle haber vermektedir:
Allah, her dişinin neyi yüklendiğini (neye hamile
kaldığını) ve döl yataklarının neyi eksiltip neyi eklediğini bilir. O'nun
katında her şey bir miktar (ölçü) iledir. (Rad Suresi, 8)
… O'nun ilmi olmaksızın, hiçbir meyve tomurcuğundan çıkmaz,
hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da… (Fussilet Suresi, 47)
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır.
Dilediğine dişiler armağan eder, dilediğine de erkek armağan eder. Veya
erkekler ve dişiler olarak çift (ikiz) verir. Dilediğini kısır bırakır.
Gerçekten O, bilendir, güç yetirendir. (Şura Suresi, 49-50)
YUMURTALARA VE YAVRULARA GÖSTERİLEN OLAĞANÜSTÜ ÖZEN
|

Her canlının çekindiği piton yılanı yavrularına
karşı çok şefkatlidir.
|
Birçok canlı yumurtalarını ve yavrularını koruyabilmek için büyük zahmetlere
katlanır; onları gizler, kırılmamaları için özenle bir yere yerleştirir,
onları ısıtır veya aşırı sıcaklıktan korur, tehlike anında bütün yumurtalarını
başka bir yere götürür, haftalarca başında nöbet bekler, hatta ağzında
taşır… Birçok kuş, balık ve sürüngende bu fedakar ve şefkatli davranışlarıgörmek
mümkündür.
İnsanlar için oldukça tehlikeli olabilen piton yılanı bile yumurtalarına
karşı son derece düşkün ve koruyucudur. Dişi piton bir seferde yaklaşık
100 yumurta yumurtlar ve daha sonra kendisini yumurtalarının üzerine sarar.
Bu hareketinin amacı hava çok sıcak olduğunda yumurtaların üzerine gölge
yaparak onları serinletmek, hava sıcaklığı çok fazla düştüğünde ise vücudunu
titreterek onları ısıtmaktır. Yumurtalarına sarılı olduğu sürece onları
diğer tehlikelerden de korumuş olur. Böylelikle hayati tehlikeler, dişi
pitonun yavrularına olan bu hassasiyetiyle ortadan kalkar.
50
Yumurtalarını ağızlarında taşıyan balıklar ise hayli ilginçtirler. Bu
tür balıklar "ağızda kuluçka yapan balıklar" olarak adlandırılırlar.
Bunlarınbir kısmı ise yumurtalar çatladıktan sonra da yavrularını ağızlarında
taşımaya ve korumaya devam ederler. Örneğin kedibalıkları, küçük bilye
büyüklüğündeki yumurtalarıyla ağızları dolu olarak haftalarca yüzerler.
Bazen de yumurtaları ağızlarında çalkalar ve böylelikle onlara oksijen
sağlamış olurlar. Yumurtalar çatladıktan sonra yavrular birkaç hafta daha
erkek kedibalığının ağzının içinde kalırlar. Bu süre içinde erkek kendi
vücut yağı ile yaşar ve hemen hemen hiçbir şey yemez.
51
Yumurtalarını ve yavrularını ağzında taşıyan bir diğer canlı türü ise
kurbağalardır. Örneğin, Rhinoderma kurbağası yumurtalarını içinde taşır.
Çiftleşme döneminde dişiler yumurtalarını yere bırakırlar ve erkek kurbağalar
yumurtaları korumak için çevrelerinde kalabalık yaparlar. Yumurtalar çatlamaya
hazır olduklarında, içindeki tetarlar kıpırdanmaya ve kıvranmaya başlarlar.
Jelatinle-kaplı yumurtalar titredikçe her bir erkek ileri atılır, olabildiğince
fazla yumurta kaparak ağzına alır. Bu yumurtaları ağızlarının yanlarında
alışılmamış şekilde şişkin duran ses keselerinedoldururlar ve yavrular
burada gelişirler. Bir gün erkek kurbağa üst üste birkaç kez hıçkırır
ve birdenbire esner. Tümüyle gelişmiş yavru kurbağalar esneyen erkek kurbağanın
ağzından dışarı çıkar. 52
|

Birçok kuş türü kalabalık koloniler halinde yaşar. Örneğin yukarıdaki
resimde görülen alanda metrekareye 70 yumurta düşmektedir. Ancak
buna rağmen kuşlar yumurtalarını veya yavrularını kaybetmezler ve
avlanmaktan döndüklerinde onları hemen bulurlar.
|
Avustralya'da yaşayan bir başka kurbağa cinsi de yumurtalarını yutar
ve onları bu kez ayrı bir kesede değil,midesinde saklar. Ancak yavrular
dış dünyadan korunurlarken, aynı zamanda mide içerisinde büyük bir tehlike
ile karşı karşıyadırlar. Çünkü bilindiği gibi mide, içindeki yumurtaları
eritebilecek güçte sıvılar salgılar. Dolayısıyla, yavruların mideye girmesiyle
mide her zamanki gibi güçlü sıvısını salgılayacak ve yavruları eritecektir.
Ancak bu duruma daha en başından tedbir alınmıştır. Dişi kurbağa yavrularını
yuttuğunda, mide özsuyunun salgılanması durur ve böylece yavruların sindirilmesi
engellenmiş olur. 53
Bazı kurbağa türleri ise yavrularının kurtuluşunu güvence altına almak
için farklı yollar kullanırlar. Örneğin Pipa kara kurbağası yumurtladıktan
sonraerkek kurbağa perdeli ayaklarıyla yumurtaları toplar ve özenle dişisinin
sırtına yerleştirir. Yumurtalar deriye yapışır. Altlarındaki deri şişmeye
ve üzerindeki yumurtalar da deriye gömülmeye başlar. Yumurtaların üzerinde
ince bir zar oluşur. 30 saat içinde yumurtalar gözden kaybolur ve dişi
kurbağanın sırtı eskisi gibi dümdüz şekle girer. Derisinin altında yumurtalar
gelişir. On beş gün sonra, dişi kurbağanın sırtı tetarların hareketleriyle
kıpırdamaya başlar. 24. günde, yavru kurbağalar deride delikler açıp dışarı
çıkar ve yüzerek, kendilerine suyun içinde gizlenebilecekleri güvenli
yerler ararlar.
Avrupa'da yaşayan ebe kara kurbağası, yaşamının büyük bölümünü karada,
sudan uzakta olmayan toprak oyuklarında geçirir. Karada çiftleşir. Dişi,
yumurtalarını yere bırakınca, erkek onları döller. Yarım saat sonra, erkek
kurbağa yumurtaları ipe dizer gibi birbirine yapıştırır ve sonra bunları
arka ayaklarının üzerine de yapıştırır. Daha sonraki birkaç hafta nereye
gitse, seke seke yumurtalarını da yanında taşır. Sonunda yani yavrular
yumurtadan çıkacağı zaman suya atlar. Yumurtaların yapışık olduğu arka
ayaklarını, tüm tetarlar çıkana kadar suda tutar. Daha sonra karadaki
oyuğuna döner. 54
Bu örneklerde gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta bulunmaktadır.
Yukarıda söz edilen kurbağaların davranış şekilleri ile fiziksel özellikleri
tam bir uyum içindedir. Kurbağalardan birinin içinde yumurtalar için hazırlanmış
özel bir kese bulunmaktadır. Kurbağanın, içinde var olan böyle bir özellikten
haberdar olması imkansızdır. Ama sanki bu kesenin varlığından haberdarmış
gibi yumurtalarını yutar. Diğer kurbağa türü ise mide özsuyunun yumurtalarına
zarar vereceğini bilemeyecek ve bu salgıyı durdurmayı düşünemeyecek kadar
düşünme ve akıl yeteneğinden yoksun bir canlıdır. Kaldı ki böyle bir şey
düşündüğünü farzetsek bile, hiçbir canlı kendi iradesiyle midesindeki
bir salgıyı durduramaz. Diğerinin sırtı ise yumurtalarını taşıyabilmesi
için benzeri olmayan bir özelliğe sahiptir. Bu canlıların hem fiziksel
özellikleri hem de davranış şekilleri tesadüfler sonucu gelişemeyecek
kadar karmaşıktır.
Bu özelliklerin her birinde bir tasarım ve plan vardır. Çok açıktır ki,
bu kurbağaların ve diğer tüm canlıların fiziksel özellikleri ve davranışları
birbiriyle son derece uyumlu olarak üstün akıl ve ilim sahibiAllah tarafından
yaratılmışlardır. Her yavrunun üzerinde, sonsuz merhametli ve şefkatli
olan Allah'ın koruması vardır.
|

Küçük yağmur kuşu, sıcak havalarda yumurtalarını serinletebilmek
için göğüs tüylerini suya batırır ve bu ıslak tüylerle yumurtalarının
üzerinde kuluçkaya yatar. Böylece yumurtalar için gerekli serinliği
elde etmiş olur.
|
Allah'ın koruma ve şefkat duyguları ilham ettiği canlılar şüphesiz burada
anlatılanlarla sınırlı değildir. Örneğin karıncalar, termitler veya arılar
gibi topluluk halinde yaşayan canlılarda da en büyük ilgi odağı yumurtalar
ve larvalardır. Karıncalar, yumurta ve larvalarını yeraltındaki yuvalarında
hazırladıkları odalara yerleştirirler. İşçi karıncalar, nem ve ısı değişikliğine
göre larvaların ve yumurtaların odalarını sık sık değiştirirler. Bu nedenle
işçi karıncalar genellikle ağızlarında taşıdıkları larvalarla odalar arasında
mekik dokurlar. Eğer yuvaları başka canlıların saldırısına uğrarsa işçi
karıncalar ilk iş olarak bu odaları boşaltırlar ve larvaları yuvanın dışında
bir yerde gizlerler. 55
Kuşların yumurtalarına gösterdikleri ihtimam örnekleri ise son derece
çarpıcıdır. Örneğin küçük yağmurkuşu bir yer çukuruna 4 tane yumurta bırakır.
Hava sıcaklığı çok yükseldiğinde, göğüs tüylerini suya batırır ve geri
geldiğinde ıslak olan tüylerini yumurtalarına değdirerek onları serinletir.
56
Aslında yumurtası olan canlıların çok büyük kısmı yumurtalarının bulunduğu
ortamın ısısını uygun şekilde ayarlar. Örneğin suda yüzen yosunlardan
yuva yapan dalgıç kuşları, yumurtalarının üzerini yuvayı yaptıkları malzemeyle
örterler. Bu şekilde yumurtaların bulunduğu yerde herhangi bir sıcaklık
kaybı olmaz. 57
|
 Albatros
(solda) ve kırlangıç (sağda) kuşları da kuluçkada yatarken yumurtaların
ihtiyacı olan herşeyi yaparlar. Bu örneklerde görüldüğü gibi kuşlar
yumurtalarına büyük bir özen gösterirler. Yumurtalarının korunması
için yuvalar hazırladıkları gibi bir an bile onları yalnız bırakmazlar.
Şüphesiz bu koruma duygusunu onlara ilham eden esirgeyici ve koruyucu
olan Allah'tır.
|
Kuğular ise yumurtalarının üzerinde oturarak onları sıcak tutarlar. Dişi
kuğu her yumurtanın eşit ısınması için belirli aralıklarla yumurtaların
üzerinden kalkarak yerini değiştirir. 58
Kum kuşu ise yumurtalarını ısıtmak için çok farklı bir teknik kullanır.
Dişi kum kuşu yuvaya yumurtaları bıraktıktan sonra yumurtaların bakımını
erkek kuş üstlenir. Erkek yumurtaların üzerine oturur ve yuvanın üstüne
göğüs tüylerini döker. Böylece hayvanın altındaki çıplak deri kanla dolar.
Bu kanın sıcaklığı, üç haftadan fazla süre kuluçkaya yatan erkeğin yumurtalarını
ısıtması için yeterli olacaktır. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra,
erkek bir buçuk hafta daha yavrularla ilgilenir ve sonra dişiyle görev
değişimi yaparlar. 59
|

ATHENE KUŞU
Birçok kuş yumurtalarını tehlikelerden koruyabilmek için farklı
yeteneklerini de kullanır. Örneğin Athene cunicularia isimli bir
tür gece kuşu, derinliği 3 m.'yi bulan bir yeraltı yuvası yapar
ve buraya 6-12 yumurta bırakır. Erkek, dişiye kuluçka döneminde
yardımcı olur. Kuşların her ikisi de, gelebilecek tehlikelere karşı,
yuvanın girişinde nöbet beklerler. Şayet avcı bir kuş yuvaya girmeye
kalkarsa, kuşlardan biri yılanların tıslama sesini mükemmel bir
şekilde taklit ederek, saldırganı yuvadan uzaklaştırır.
61
|
Yuvalarda sıcaklığın ayarlanması yumurtaların gelişimi açısından çok
önemlidir ve bu önem tüm canlıların yumurtaları için geçerlidir. Hayvanlarınbu
konuda hassas olmaları ve ısı ayarını yapabilmek için çeşitli yöntemler
kullanmaları oldukça ilginçtir. Çünkü bir kuşun, bir yılanın veya bir
karıncanın sıcaklığın önemi ile ilgili bilgiye sahip olması ve ardından
sıcaklığı gerekli ayarda tutmanın yöntemini kendi başına bulması imkansızdır.
Bu bilgilerin gerçek sahibi ise bu canlıların dışında bir varlıktır. Her
şeyin Yaratıcısı olan Allah, her canlıda sayısız özellik yaratarak sonsuz
ilmini "düşünen insanlara" göstermektedir.
Allah'ın ilhamı ile hareket eden bu canlılar çoğu zaman yorulmak bilmeyen
bir çaba içerisindedirler. Özellikle bazı kuşlar art arda birkaç yuva
hazırlamak zorundadırlar ve birinde bakıma muhtaç yavruları varken diğerlerinde
de kuluçkada yatmaları gerekir. Örneğin küçük yağmurkuşu ve dalgıç kuşlarında,
dişi ve erkek, günlerini ikinci yuvanın kuluçkası ile ilk yuvadaki yavruların
bakımı arasında geçirirler.
Bundan daha ilginç olanı ise, su tavuğu ve pencere kırlangıcı türlerinde,
ilk yuvadaki yavruların, ikinci yuvada yeni doğmuş olanların büyümelerine
yardımcı olmalarıdır. Birçok arı kuşu çifti de, başka çiftlere yardım
ederler. Bu tür yardımlaşmalar, kuşlar arasında çok sık görülür.
60 Canlıların sadece kendi yavrularına değil,
başka yavrulara da yardım etmeleri kuşkusuz evrim teorisi için çok daha
zorlu bir engel oluşturur.
Hayvanların bu fedakarlıklarının her biri, evrim teorisinin iddiasını
temelinden sarsmaktadır. Evrimcilerin öne sürdükleri gibi tesadüfler sonucunda
oluşmuş, her canlının sadece kendisini düşündüğü bir doğada böylesine
üstün özelliklerin bulunmaması gerekir. Ancak doğada birbirlerine yardım
eden kuşlar gibi sayısız fedakarlık, yardımseverlik örnekleri bulunmaktadır.
Bu da doğanın tesadüflerin değil, bu özelliklerin sahibi üstün bir gücün
eseri olduğunun açık bir delilidir.
İMPARATOR PENGUENLERİNİN BENZERSİZ SABRI
|

İmparator penguenleri her üreme mevsiminde
kilometrelerce yol katederek üreme alanlarına göç ederler.62
|
Yumurtalarını koruma konusunda büyük bir azim, görülmemiş bir sabır ve
şaşırtacak derecede dayanıklılık gösteren diğer canlı türü ise imparator
penguenleridir. Antarktika'nın zorlu koşullarında yaşayan İmparator penguenleri,
Mart ve Nisan aylarında (bu Antarktika'da kışın başlangıcı demektir) üremek
ve yavrularını yetiştirebilmek için uygun olan bölgelere birkaç kilometrelik
bir yolculuk yaparlar. 25.000 kadar penguen burada biraraya gelir ve çiftleşirler.
Mayıs veya Haziran ayında dişi penguenbir yumurta yumurtlar. Çift yumurtaları
için yuva yapamaz, çünkü çevrelerinde kardan ve buzdan başka hiçbir şey
bulunmamaktadır. Ancak yumurtalarını buzun üzerine de bırakamazlar, çünkü
yumurta soğuğa dayanamayarak hemen donar.
Bu nedenle imparator penguenleri yumurtalarını ayaklarının üzerinde taşırlar.Yumurtladıktan
sonraki birkaç saat içinde, erkek dişinin yanına gelir ve her ikisi göğüs
göğüse gelecek şekilde dururlar. Böylece erkek dişiden yumurtayı devralır.
Her ikisi de yumurtayı buzun üzerinde tutmamaya özen gösterirler. Erkek
önce ayak parmaklarını yumurtanın altına sokar ve sonra
parmaklarını kaldırarak yumurtayı ayağının üzerine yuvarlar. Yumurtasını
kırmamak için de bu işlemleri son derece dikkatli ve özenli yapmak zorundadır.
Bu zorlu işlemin ardından, yumuşak tüyleri ile yumurtanın üzerini örter.
Yumurta üretmek dişi penguenin vücudundaki besin deposunun tamamına yakınını
tüketmiştir. Bu kaybını telafi etmek için hemen yiyecek bulmaya denize
geri dönmelidir. Bu yüzden kuluçkaya erkek penguen yatar.
Ancak bu, diğer kuşlarınkinden çok daha zorlu ve sabır gerektiren bir
kuluçka dönemidir. Penguenler yumurtalarını bir an bile ayaklarının üzerinden
indiremezler. Bu nedenle hareket kabiliyetleri yok gibidir. Sadece ayaklarını
sürükleyerek birkaç metre ilerleyebilirler. Küçük kuyruklarını üçüncü
ayak gibi kullanır ve topuklarının üzerinde durarak dinlenirler, bu esnada
ayak parmaklarını yukarı doğru dikerler ki değerli yumurtaları buza değip
donmasın. Penguenin tüyleriyle örttüğü ayakları dışarıdan 80 derece daha
sıcaktır ve bu sayede yumurtası dondurucusoğuğu kesinlikle hissetmez.
Kış ilerledikçe çok şiddetli tipiler başlar, rüzgar saatte 120-160 km
hızla eser. Bu öldürücü kış şartlarında erkek penguenler aylarca hiçbir
şey yemeden ve neredeyse hiç kıpırdamadan yavruları için benzersiz bir
fedakarlıkta bulunurlar. Bu zor koşullarda donmaktan kurtulmak için önemli
bir dayanışma örneği göstererek birbirlerine daha da yaklaşırlar. Aralarına
soğuk girmesini engellemek için gagalarını göğüslerine yapıştırırlar,
böylece enseleri dümdüz olur ve birbirine yapışan penguenler arada hiç
boşluk kalmayacak şekilde tüyden bir tavan luştururlar. Çemberin dışında
kalanlar kuzey kutbunun bütün sertliğini göğüslemek zorundadırlar. Ancak
bu çok uzun sürmez, çünkü sürekli olarak yer değiştirirler ve dönüşümlü
olarak çemberin dışına geçerler. Böylece birbirlerini de kollamış olurlar.
Hiçbiri çemberin dış kısmına geçme konusunda çekimser davranmaz. Binlerce
penguenin aralarında hiçbir çatışma çıkmadan, aylarca, olabilecek en zor
koşullarda bile birlikte yaşamaları ve dayanışma içinde olmaları son derece
ilginçtir. Bilinç ve akıl sahibi insanların bile menfaatleriyle çatışabilecek
böyle bir ortamda penguenlerin bu kadar uyumlu, ince düşünceli ve fedakar
tavırlar göstermeleri çok ender karşılaşılabilecek bir durumdur. Tüm bu
güç koşullara rağmen, penguenlerin hayatları pahasına yumurtalarını bırakmamaları
ise evrim teorisinin, "zayıfların ezilerek yok olduğu"nu iddia
ettiği doğa anlayışını tamamen yıkmaktadır. Çünkü doğa, zayıfların ezilerek
yok oldukları bir savaş meydanından çok, zayıfların güçlüler tarafından
her türlü zorluğa rağmen korunarak bakıldıkları bir yerdir.
Son derece çetin geçen bu 60 günün sonunda yumurtalar çatlar. 60 gündür,
tek bir şey yemeden soğuğa karşı direnen erkek penguenler, yumurtalar
çatladıktan sonra bile kendilerini değil yavrularını düşünürler. Yeni
doğan yavrunun besine ihtiyacı vardır. Erkek penguen yutağından az da
olsa süt salgılar ve bunu yavrusuna içirir. İşte tam bu kritik günlerde
dişiler görünür. Dişiler döndüklerinde seslenmeye başlarlar ve erkekler
de onlara karşılık verir.Eşler birbirlerini çiftleşme sırasında öğrendikleri
seslerinden tanırlar. 3 ay boyunca ayrı kalmalarına rağmen bu sesi hemen
tanıyabilmeleri de Allah'ın onlara verdiği özel bir yetenektir.
Dişinin kursağı tamamen avladığı yiyeceklerle doludur. Bu depoladığı
yiyecekleri yavrusunun önüne boşaltır ve yavru ilk gerçek yemeğini yer.
Dişinin geri dönmesiyle erkeğin bir an önce yavruyu terk ederek kendi
işine döneceği düşünülebilir. Ancak böyle olmaz, erkek 10 gün kadar daha
yavruya bakar. Onu ayağının üzerinde korumaya devam eder. Sonrasında ise,
yaklaşık 4 aylık açlık döneminden sonraki ilk yemeğini yemek üzere denize
döner.
Erkek penguen denizde avlandıktan 3–4 hafta sonra geri döner ve yavruya
bakma görevini dişiden devralır. Bu kez dişi tekrar avlanmak için denize
geri döner.
Yavru penguenler ilk dönemlerinde vücut ısılarını kendileri oluşturamazlar
ve yalnız bırakıldıklarında birkaç dakika içinde donarak ölürler. Bu nedenle
erkek ve dişi penguen yavruya yiyecek bulma ve onu soğuktan koruma görevlerini
gerçek bir işbölümü yaparak dönüşümlü olarak üstlenirler.62Ve
görüldüğü gibi bu konuda o kadar hassastırlar ki kendi yaşamlarını bile
bu uğurda tehlikeye atmaktan çekinmezler. Dişi ve erkek penguenlerin büyük
bir dayanışma ve işbölümü içinde yumurtalarını ve yavrularını, ölümü ve
en zor koşulları göze alarak korumaları, her ne pahasına olursa olsun
yavrularını bir an bile yalnız bırakmamaları onlara Allah tarafından ilham
edilmektedir. Bilinci ve aklı olmayan bir canlıdan beklenen, bu şartlara
dayanamayarak yumurtayı birkaç saat içinde terk etmesi ve kendi başının
çaresine bakmasıdır. Ancak penguenler Allah'ın onlara ilham ettiği koruma
duygusu sayesinde, saatlerce veya günlerce değil, aylarca yumurtalarını
korurlar.
|